Bayburt Portalı

Körlük

Önder Eryılmaz

Önder Eryılmaz

Jose Saramago’nun Körlük adındaki romanından bahsetmek istiyorum sizlere. Adamın birisinin trafikte ansızın gözü kör olur. “Kör oldum” diye bağırarak yardım ister. Bir adam yardımına koşarak evine kadar refakat eder. Bu adam aslında hırsızdır. Yardım etme bahanesiyle kör olan adamın arabasını çalar. Bu hırsıza da körlük bulaşır. Sonra trafikte kör olan adam karısıyla beraber göz doktoruna gider.Muayene eden doktora da körlük bulaşır. Kör olan herkes karantinaya alınmak üzere bir tımarhaneye kapatılır. Bir tek doktorun karısı kör olmaz. Onun da gözleri gördüğünden dolayı başına gelmeyen kalmaz. Sonra körlerin kaçmaması için nöbet tutan askerlerin de kör olduğu anlaşılır. Artık karantina bölgesinden kurtulmuşlardır. Doktorun karısının rehberliğinde evlerine dönmek için yola koyulurlar. Ancak ülke bıraktıkları gibi değildir. Herkes kör olmuştur. Kanun, nizam alt üst olmuş vaziyettedir. Körler gruplar hâlinde mağazaları yağmalar, taş üstünde taş bırakmazlar.
Gözleri gören insanlar için kurulan düzen dağılmış, dünya körlere göre şekillenmiştir artık…

Körlük deyince sadece âmâ olmayı akla getirmeyelim. Bazen hakikati görebilmek için iki göze sahip olmak yeterli değildir. İnsanın zihninin bulandığı, basiretinin bağlandığı dönemler olur. Bazen de toplumun göremedikleri, duyamadıkları olur. Böyle zamanlarda ahalide bir uyuşukluk hissiyatı, “adam sen de”cilik hasıl olur. Zarar geliyorum der ancak Nuh Tufanı’nda olduğu gibi bir tepeye çıkıp dalgadan kendimi kurtarırım denilecek kadar kulaklar tıkalıdır. Dalgaların boyutu asla hesaba katılmaz. Bazen de toplumda körlüğü peşinen kabullenmişlik hasıl olur. Bu devran böyle şimdi güce boyun eğmeliyiz derler. Aslında haysiyetimizi yitirecek de olsak çarkımız dönmeli diyecek olmuşuz da dürüstçe söylemeye cesaret edemiyoruz.

Yakın zamanda bir yakınım ile ayak üstü sohbete başladık. Söz dönüp dolaştı; işe, güce, KPSS’ye geldi. Bu yakınım bana bir işe girmek için partiye yakınlaş diye telkinde bulundu. Ben de rızkı Cenab-ı Hakk’ın verdiğini kimseye mihnet etmeyeceğimi söyledim. O ise itikadımızca küfür sayılan bir cevap verdi.(Haşa) “O dediğin eskidendi. Artık rızıkları parti veriyor. Partiye gitmezsen havanı alırsın. ” Duyduğum bu cevabın çirkinliğine üzülsem de bunun aslında tek bir kişinin gafı değil toplumumuzdaki zihniyetin çürümüşlüğünün yansıması olduğu kanaati hasıl oldu bende.

Bizler Cenab-ı Hakk’ın Er-Rezzak ve El-Mukit esmasını unutmuşuz demek.
Bizler Cenab-ı Hakk’ın El-Fettah ism-i şerifini unutmuşuz. Cenab-ı Hakk bir kapı açacaksa onu kim kapatabilir?
Bizler Cenab-ı Hakk’ın Er-Rafi ism-i şerifini unutmuşuz. Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltır.
O’nun yücelteceğini kim alçaltabilir?
Bizler Cenab-ı Hakk’ın Er-Rauf ism-i şerifini unutmuşuz. O’nun çokça merhamet ettiğine başkası zulmedecek olsa ne yazar.
Bizler Cenab-ı Hakk’ın Vehhab ismini unutmuşuz. O’nun cömertliğinden daha büyük cömertlik mi var?
Bizler Cenab-ı Hakk’ın El-Aziz ismini unutmuşuz. O’ndan başkasını yüceltip onurumuzu, izzetimizi ayaklar altına alıyoruz.
Bizler Cenab-ı Hakk’ın Malikül Mülk ismini, Zülcelali vel ikram ismini, Latif ismini, Kadir ismini unutmuşuz
O’nun lütfundan yüz çevirip rızkımızı vekilden, başkandan, partiden bilmem kimden umuyoruz. Onlar verecek zannediyoruz.

Hayır efendim hayır! Alacağı bir nefese hâkim olamayan aciz insanlar bizim gibi hepsi. Kimin neyi var da ne veriyor?
Cenab-ı Hakk kimimizi dünyalık mal ile, makam ve mevki ile sınar. Kimimizi de yoksullukla, fakirlikle, işsizlikle sınar. Varlıkta ve yoklukta Allahu Teâlâ’yı unutmamak, izzet-i nefsimizi ayaklar altına almamaktır esas olan. Zenginlerin elindeki hazine ile imtihanı olduğu kadar yoksulların da belalara sabırla imtihan olduğunu unutuyoruz bizler. Bir an önce herkes gibi olalım diye bir koşuşturmacaya kapılıyoruz. Oysa farkında değiliz, her saniyemizi kaydeden var. Her sıkıntımızı gören, duyan bir Yaratan var. Bizim bilmediklerimizi bilen Allahu Teâlâ’nın gördüğü kulu falanca mülki amir görse ne olur görmese ne olur. Tıkandı Baba’nın hikâyesindeki gibi Cenab-ı Hakk nimet vermeyi dilemezse Mahmud’ların sultanlığı para etmez. Cenab-ı Hakk bir kuluna nimet vermek dilerse de Hz. Musa’yı Firavun’un sarayında nasıl rızıklandırdıysa öyle verir. Kimse de mani olamaz. Öyleyse bizler gibi aciz kul olanlara kulluk etmenin âlemi yok. Allah dostlarının buyurduğu gibi “Duvara dayanma, Allah’a dayan. Duvar yıkılır. Baki olan Allah’tır.” Güç sahibi olan otoritelerin her biri yıkılmaya mahkum duvar gibidir. Hakiki kudret sahibi olan Allah’a dayanırsak emniyette oluruz vesselam…

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Körlük - 19 Aralık 2018
Kaht-ı Rical - 29 Kasım 2018
Fatih’le Hasbihal - 19 Kasım 2018
Kurdal Baba - 5 Kasım 2018
Düello - 6 Haziran 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ