Bayburt Portalı

Kurdal Baba

Önder Eryılmaz

Önder Eryılmaz

Kurdal Baba namında bir demirci var idi
Çok eski asırlarda Bayburt’ta yaşar idi
Mevlam ona emsalsiz bir kuvvet vermiş idi
Kırk ayıyla güreşmiş, yerlere sermiş idi
Ancak kavgayı sevmez, incitmezdi karınca
Çocuklarla oynardı mahalleye varınca
Melek gibi tertemiz, saf gönüllü er idi
Onu Bayburt elinde herkes çok sever idi
Kurdal Baba; iyi, hoş, temiz kalpliydi ama
Akşam eve varınca düşerdi yine gama
Mevla’ya yalvarırdı boynunu hep eğip de
Hüzünlenir dururdu bir evlat isteyip de

Bayburt’a sabah kervan geldi ipek yolundan
Kervancı, bir adamı çekiştirdi kolundan
Adam doksanı aşmış, saçı sakalı aktı
Köse sakallı beye bir şeyler alacaktı
Altını tutamadı, eli titreyiverdi
Asık suratlı köse tekmeyle yere serdi
Ahmak deyip kaldırdı, git bul bana şunları
Kurdal Baba dikkatle seyretti olanları
Yaşlı adam koşmaya çalıştı ağlayıp da
Dizinde derman yoktu, yere düştü kayıp da
Kurdal Baba yetişip zavallıyı kaldırdı
Arkasından kösenin adamları saldırdı
Sende kimsin dediler uzak dur o bunaktan
Biz saray yaveriyiz geliyoruz uzaktan
Başına bela alma var kendi işine bak
O bizim kölemizdir, ne istersek yapacak
Kurdal Baba köpürdü,kaşlarını çattı hem
İhtiyardan hiç köle olur muymuş hey sersem
Bundan sonra bu yaşlı konuğumdur bilinsin
Bir daha incitmek mi, aklınızdan silinsin
Yaklaşıp da adamı göğe doğru kaldırdı
Diğer üç arkadaşı ise güya saldırdı
Ancak sanki demirdi, vurunca el incindi
Fırlatınca adamı korkudan tümü sindi
Kervan dehşet içinde Bayburt’tan uzaklaştı
Kurdal Baba hürmetle ihtiyara yaklaştı
Tanışıp dost oldular hasbihal eyleyip de
Gönül dilinden nice güzel söz söyleyip de
Baba, eve misafir etti; güzel doyurdu
Sen bana Yaradan’dan bereketsin buyurdu
Bayburt’un zemherisi hani sert geçiyordu
Soğuk, kılıç misali yüzleri biçiyordu
Kürkler bulup pek sağlam giydirdi ihtiyarı
Her fırsatta beraber gezerlerdi diyarı

Zaman, gün çemberini süratle çevirmişti
İhtiyarsa ecelin kapanına girmişti
Aniden hastalanıp can verdi,feri söndü
Mevla’dan gelen her kul yine Mevla’ya döndü
Kurdal Baba son görev deyip gömdü mezara
Kendi de mezarlıkta kayıp düştü kazara
Hayali bir âlemde derin düşlere daldı
Önü sıra ışıklı yedi kapı alçaldı
Ölen ihtiyar ona “Kurdal” diye bağırdı
“Seç birini” deyip de içeriye çağırdı
Kurdal şaşkınlık ile ilk kapıya yöneldi
İhtiyarın ervahı şimdi yanına geldi
Dedi ki “Sen hayırlı olan kapıyı buldun
Zaten hayır üzere yaşayan temiz kuldun
İlk kapıdan girene Hakk bir oğul lütfeder
İkinci kapıdansa giren hiç görmez keder
Üçüncü kapı ise padişahlık tacıdır
Dördüncü kapı dahi körlüğün ilacıdır
Beşinci kapıdan kul girdiğinde gençleşir
Ve altıncı kapıya girsen yüz güzelleşir
Yedinci kapı derin sırdır söylenmez asla
Velhasıl diğerleri hep boğar ihtirasla
Senin girdiğin kapı bereketli olanı
Mevla’m hayırlı etsin başınıza geleni
Şimdi çıkman gerekir gün batmadan kaleye
Çoruh’ta yıkayıp da kurtlanmış elmadan ye”

Kurdal Baba uyandı şaşkın şaşkın bakındı
Bayburt’un kalesine mezarlık pek yakındı
Hemen kaleye çıkıp kurtlu elma aradı
Sevinçliydi,evlada kavuşmaktı muradı
Giderek tepelerde ağaçlık görüyordu
İçini hem bir sevinç hem tasa bürüyordu
Nihayet aradığı elmaya tez ulaştı
Tekrar aşağı indi,nehre doğru yaklaştı
Çoruh’ta yıkayınca içinde kalmadı kurt
Besmeleyle elmayı ısırdı, yedi hart hurt
Eve dönüp hatuna anlattı tüm olanı
Kurdal Baba’nın asla görülmemiş yalanı

Günler günleri yine kovalıyordu nazla
Kurdal Baba bir oğul sahibi oldu hazla
Yeni doğan yavruyu kucağına almıştı
Gözlerini görünce şaşırıp da kalmıştı
Evladının gözleri açık yeşildi hem de
Ne bir siyah ne beyaz vardı doğan âdemde
Pek sevimli diyerek bastıysa da bağrına
Onu bu halde görmek gider oldu ağrına
Akşit Koca derlerdi derin bir alim vardı
Bu gözdeki sır nedir belki de o anlardı
Çağırdılar bilgeyi gördü yemyeşil gözü
O da yuttu dilini; şaştı,ekşidi yüzü
Dedi ki “Mümkün müdür böylesi bir göz ola?
Ne bir yazılmış eser ne duyulduk söz ola.
Bu işte Yaradan’ın bir hikmet perdesi var.
Bu gözlerde bilinmez neyin göstergesi var?
Yaradandan emanet bu yavrucağız size.
Vakit çok geç gideyim,müsade verin bize.”

Onu sevgiyle,nazla büyütüp beslediler
Adın koysun diyerek Akşit’i seslediler
Akşit Koca adını Arslan koydu bebeğin
Dua kıldı yâd olsun namı sonsuza değin
On yaşına gelince gürbüz bir avcı çıktı
Arslanlarla güreşti,gayretiyle fil yıktı
Güzellikte parmakla gösterilir olmuştu
İlim,irfan öğrenip kıvamını bulmuştu
Bir gün bu şirin çocuk kayboldu, bulunmadı
Günler, aylar geçti de gizemi bilinmedi
Dağlar,taşlar arandı gören, duyan olmadı
Kurdal Baba günlerce kahır çekti gülmedi
Günler sonra başına tuhaf bir olay geldi
Arslan’ın yatağından bebek sesi yükseldi
Koşup baktı odaya minicik bir yavru bu
Başta hayal sandı da anladı ki doğru bu
Ama yine tuhaf bir durum gördü, şaşırdı
Şaşkınlıktan elinden heybesini düşürdü
Bunun da gözü meğer kıpkırmızı işe bak
Arslanı kaybetmişken gördüğü şu düşe bak
Gözünde ne bir siyah ne ak var aslan gibi
Gözü parlak gözükür, kıpkırmızı kan gibi
Onu Mevla’dan ihsan bildi şükreyleyip de
Akşit Koca çağrıldı isim lütfet deyip de
Çocuğun Gülbey koydu dua ile adını
Mevla’m saklasın dedi bu şirin evladını
Velhasıl Gülbey dahi filizlenip er oldu
On yaşına gelince ava sık gider oldu
Aslan Dağın’da en çok kuş avını severdi
Ayı gelse bu yaşta hırpalayıp döverdi

Aslan Dağı denilen dağda aslan yaşardı
Dağın arkası ise devle dolup taşardı
Devler, Kurdal Baba’dan ölümüne korkardı
Şehire inmek için köhne bir yol çıkardı
O yolu da aslanlar kestiğinden geçilmez
Bayburt’un kapıları deve asla açılmaz
Devlerden biri birgün diyardan kaçar oldu
Aslanlar uyuklarken sessizce geçer oldu
Şehrin ta güneyine indi şaşkın bakındı
Büyük adımlar ile koştu merkez yakındı
Rüya şehri Bayburt’u gördükçe büyülendi
Tek başına gezmekten pek de korkardı kendi
Geri dönüp devleri çağırıp gelecekti
Aslan Dağın’da kalsa acından ölecekti
Koca devler alıçla, kuşburnuyla yaşardı
Bu dev ise şehire yol bulmayı başardı
Tezden eve dönüp de ahaliye duyurdu
Aslanlar nasıl olsa yorulunca uyurdu
Beklediler birazdan yetmiş dev kaçıverdi
Aslanlar duydu ancak iş işten geçiverdi
Yetmiş dev varıp şehrin güneyini dolaştı
Rüya şehri Bayburt’un güzelliğine şaştı
Bülbülü başka güzel, gülü başka bu şehrin
Seyrine doyulmazdı ortadan akan nehrin
Tez zamanda devlerin gezindiği duyuldu
Başıboş dolaşması tehlikeli sayıldı
Bin kişilik bir ordu kovaladı devleri
Birisi fark eyledi gözdeki alevleri
Kaçarken Gülbey’i de kaçıralım dediler
Kırmızı gözlerine bakıp gülümsediler
Aslan Dağı’nın tekrar ardına yol aldılar
Yine gülüp oynayıp eğlenceye daldılar
Kurdal Baba, Gülbey’in ahvalini işitti
Tek başına dağlara onu bulmaya gitti
Aslanlarla dostane geçinirdi ezelden
Devleri bulmalıydı yetişip de tezelden
İki devi gezerken karşısında görmüştü
Kurdal Baba mahsustan onlara esir düştü
İstedi ki Gülbey’in yanına götürsünler
Ona zarar gelirse günlerini görsünler
Gerçekten de devlerin yanına yol aldılar
Kurdal ile Gülbey’i bir kafese saldılar
Devler kazan kaynatıp dev bir ateş yaktılar
Yiyip,içip, eğlenip şölen yapacaktılar
Kurdal Baba çat diye kırdı dev odunları
Sürmekteydi devlerin çalgılı oyunları
Sessizce dağa doğru çıkarak uzaklaştı
Devler yetişmek için son süratle yaklaştı
Kurdal Baba bir devi ayağından savurdu
Fırlattığı dev ise on tane deve vurdu
Dağları oynatacak dev bir gümbürtü koptu
Aslanlar bile ürküp tenha yerlere saptı
Kurdal Baba ve Gülbey kurtulup eve döndü
Gülbey için uzun ve maceralı bir gündü
Kurdal Baba, Gülbey’i odasına götürdü
Nasihat ekleyerek sözlerini bitirdi
Yatağında Gülbey de küçülüp bebekleşti
Kurdal Baba şaşırdı bu nasıl gerçekleşti
Şaşkınca ufaklığa baktı büyüdü gözler
Bu hali anlatmaya kifayet etmez sözler
Bebeğin gözleri de masmavi parlıyordu
Zihnin sınırlarını oldukça zorluyordu
Masmaviydi gözleri ne siyah vardı ne ak
Muhakkak bu gözlerin bir hikmeti olacak
Hem koskoca bir çocuk nasıl bebek olmuştu
Kurdal Baba bu işe şaşırıp da kalmıştı
Sabaha dek düşündü,aslı nedir deyip de
Sonra işi kavradı Arslan’ı düşleyip de
Anladı ki bu çocuk yitirdiği Arslan’mış
On yaşında o bebek olunca kayıp sanmış
On yaşına gelince bebeğe dönüp kalmış
Her seferde gözleri değişik renge çalmış
Akşit Koca çok yakın zamanda ölmüş idi
Bayburt’a Sind elinden bir bilgin gelmiş idi
Kurdal Baba bilgeye varıp derdini açtı
Bilge tozlu raflardan eski bir kitap seçti
Peri padişahında baktı derdin devası
Perilerin en yakın ülkesi Hart Ovası
“Orada bir çınarın oyuğundan giresin
Yer altında yürüyüp ak bir kapı göresin
İçeride kocaman bir bahçe bulacaksın
Gözlerin kamaşacak şaşırıp kalacaksın
Yalnız şuna dikkat et; yemeyin ve içmeyin
Mümkün mertebe hatta ağzınızı açmayın
Kuşların gagasında görünmeyen zehri var
Yüzüne o bahçede muhakkak bir sargı sar
Periler ülkesinde deva iste derdine
Yalnız periler sana sual eylerler yine
Ne sorulsa cevaben padişah bilir deyin
Tez zamanda bu derdin merhemini isteyin
Kurdal Baba, bilgenin sözlerini işitti
Tez zamanda yol alıp Hart Ovası’na gitti
Sağa sola bakındı, koca bir çınar gördü
Gerçekten de çınarın bir oyuğu var gördü
İçeriye yürüdü, ak bir kapı açıldı
Bahçenin her yerine beyaz yaprak saçıldı
Kuşlar pek yaramazdı Kurdal da uzak kaçtı
Az sonra bir perinin yüzünde çiçek açtı
Öylesi güzeldi ki bakmaya doyamadı
Kuşlar har har öttükçe sesini duyamadı
Sadece yüksek sesle “padişah bilir” dedi
“Doğru bildin, padişah az sonra gelir” dedi
Peri dedi padişah gelince zıpla üç kez
Bu saygı gereğidir,çıksın kafandaki bez
Padişah geldiğinde Kurdal Baba zıpladı
Zehirliymiş bakışı kendini zor topladı
Derdini döktü hemen dedi bir oğlum vardır
On yaşına girince küçülüyor yıllardır
Gözü de bilmem niye ya yeşil ya al olur
Bu derd ancak sizlerin sayesinde hallolur
Peri padişahı da dinleyince vahladı
Türlü deva anlata anlata sabahladı
Tek burada yetişen kara kuşburnu vardı
Ağaçtan al denildi her yanını kuş sardı
Bu kuşların ağzından zehir akar, bilirdi
Nereye el atarsa kuş sürüsü gelirdi
Ne yapıp ne etmeli kovmalıydı kuşları
En tepeden gaklayıp emrederdi başları
Eğilir gibi yapıp yakaladı birini
Perinin üzerine akıttı zehirini
Bütün kuşlar perinin etrafına doluştu
Zehir mıknatıs gibi, orda halka oluştu
O esnada kuşburnu toplayıp kaçtı Baba
Dedi “Gerçekten deva olacak mı acaba?”
Çocuğa içirdiler normale döndü gözü
Ailenin birlikte bir ömür güldü yüzü
Artık ufalmaz oldu ne on yaşlar görmüştü
Mevla’m Arslan Gülbey’e hidayetin vermişti

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Kurdal Baba - 5 Kasım 2018
Düello - 6 Haziran 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Bayram dedi ki:

    Merak ediyorum bu şiirin tamamını kaç kişi okudu. Uzunca bir şiir ama başarılı tebrik ediyorum.

BİR YORUM YAZ