Elif Çil

Elif Çil

29 Haziran 2020 Pazartesi

Yaklaşan Tehlike ‘Duygusuz Nesil’

Yaklaşan Tehlike ‘Duygusuz Nesil’
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Pandemi sürecini farklı şekillerde değerlendirmeye çalıştığımız bugünlerde, internette araştırma yaparken karşıma çıkan bir yazı, Türk gençliğinin içinde bulunduğu durumu çok net özetliyordu. İçeriğinde günümüz gençliğini gördüğüm için güncelliğini koruyan Milli Eğitim Müfettişi Doğan Ceylan’a ait bu özel yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

Doğan Ceylan bir olayın soruşturulmasında görev alıyor. 2017 tarihinde İzmir Ödemiş Kaymakçı Çok Programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından öldürülüyor. Bu olayın aydınlatılması için müfettiş Doğan Ceylan görevlendiriliyor. Müfettiş Doğan Ceylan olayı tüm yönleriyle inceliyor ve ders niteliğinde bir rapor hazırlıyor. Doğan Ceylanı’ın raporu şöyle:

Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.

Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.

Yanı başımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen on binlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.

Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor. Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.

Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.

Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar. İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.

Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.

Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar. Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar. Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.

Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.

20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?

Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?

Evlerini nasıl idare edebilecek?

Ülkeyi nasıl yönetecek?

Vatanı nasıl savunup can verecek?

Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.

Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık. Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi. Çocuklar hayattan bihaber.

Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz. Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.

Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar. Hiç susuz kalmamışlar. Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.

Çocuklar hiç üşümüyorlar.  Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.

Çocuklar hiç ıslanmıyorlar, evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz. Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz. Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.

Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar. İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye. Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz. Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.

Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz. Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.

Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar.  Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.

Çocuklar hissetmiyor yaşamı, açlığı bilmediği için açlara acımıyor, üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor. Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar. Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan, ölen insanları umursamıyorlar. Acımıyorlar……

Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın….

Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize. Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli. Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri yenilenmeli. Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.  Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli. Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek iyi bilinmeli…”

Doğan Ceylan – Milli Eğitim müfettişi

 

Doğan Ceylan’ın raporu, duyarsız yetişen çocukları ve ailelerin bu çocuklar üzerindeki etkisini öyle güzel özetlemiş ki. Çocuklarımızın; istedikleri her şeyi alarak sevinçlerini, üzülmelerine fırsat vermeyerek empati duygularını, hatta doğumundan itibaren her anını sosyal medyalarda paylaştığımız için mahremiyet duygularını yok etmedik mi? Çocuklar ve gençler “bizim zamanımızda” diye başlayan cümleleri dikkate bile almıyor artık. Kimi zamane çocuğu kimi Z kuşak deyip geçiştiriyor. Ancak geçiştirdiğimiz bu durumlar geleceğimizi derinden etkiliyor. Raporu hazırlayan müfettiş Doğan Ceylan’ın duygusuz nesil ile ilgili söylediklerine katılmamak mümkün değil. Ancak naçizane eklemek isterim ki; bir tarafta cam kavanozlarda yetişen, ne kendine ne etrafına ne vatanına hayrı olan gençler varken diğer tarafta Eren Bülbül, Yasin Börü, Halil İbrahim Yıldırım, Fırat Çakıroğlu gibi gözünü kırpmadan vatan için can veren yiğitlerimizin olduğunu, yokluk içinde büyüyüp, sokak lambaları altında ders çalışan, okuldan sonra çobanlık yapan ve sınavlarda Türkiye birincisi olan duyarlı gençlerimizi de unutmamalıyız.  Cennet mekan atalarımız ‘Ağaç yaşken eğilir.’ demiş. Biz üzerimize düşen görevi yapmalı çocuklarımıza merhameti, adaleti, vatanseverliği, şefkati, dürüstlüğü, düştüğünde ayağı kalkmayı öğretmeliyiz.  Devletimizin de atacağı doğru adımlarla ailelerimiz ve gençlerimiz desteklenmeli. Geleceğimizi ancak bu şekilde kurtarabiliriz.

Son olarak şunu söylemek isterim: Kıymetli anne-babalar unutmayın ki “bu nesil bozulursa toplum bozulur, toplum bozulursa ülke bozulur.”

Sevgiyle kalın.

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Bu Ramazanı da sevgiyle kuşatalım

Bu Ramazanı da sevgiyle kuşatalım
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bismillah…

Çocukken öğretildi bize; başlarken ‘Bismillah’ ile başlamak. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun ‘Dede Korkut’ şiirinde söylediği gibi;

Şol gökleri kaldıranın

Donatarak dolduranın

Ol deyince olduranın

Doksan dokuz adıyla…

 

Haydi Bismillah… diyerek çıkıyorum ben de bu yola…

Yeni bir ailem var şimdi hem de doğup büyüdüğüm yer olan Bayburt’ta. Sizlerle güzel bir yolculuğa başlıyorum. Burada sizlerle olmak, mutluluğumun kat kat artmasına vesile oldu. Demem o ki yuvamda olmak benim için çok değerli. Siz de benim küçük dünyama hoş geldiniz safalar getirdiniz.

 

Yüreğimiz buruk…

Gönlümüzün hüzünlü olduğu bu günlerde, çok şükür yeniden kavuştuk 11 aydan daha hayırlı olan Ramazan ayına. Salgın dolayısıyla alınan tedbirler gereği evlerimizde geçiyoruz bu yıl. Her ramazanda yaptığımız; birlikte kurduğumuz iftar sofralarına, birlikte kıldığımız teravih namazlarına, iftara yarım saat kala beklediğimiz pide kuyruklarına, mukabelelere, sohbetlere bu sene ara vermek zorunda kaldık. Bunları geçmiş yıllarda yaşarken sıradan geliyordu belki de bize ancak ne büyük bir nimet olduğunu şimdi anlıyoruz. Meğer rahatça hareket etmek, dışarıya özgürce çıkabilmek, birlikte vakit geçirebilmek ne büyük nimetmiş.

 

Yaşadığımız hiçbir ramazan bu kadar mahzun bu kadar öksüz geçmemişti sanırım. Şimdilerde camilerimiz ıssız iftarlarımız sessiz… İçimiz buruk bu Ramazan’da. Hepimiz hayatımızda bir gün mutlaka nerde o eski ramazanlar demişizdir. Beterin beteri varmış derler ya şu an tam da bunu yaşıyoruz. Belki birçok şeyin kıymetini anlamak için bize fırsattır bu günler. Öyle güzel bir dinimiz var ki komşumuz açken tok yatmamak emredilmiş. Zor zamanlardan geçtiğimiz bu günlerde işinden olan, ücretsiz izne ayrılmak zorunda kalan kardeşlerimizin yanında olmanın tam sırası.  Yardımlaşmanın, paylaşmanın, belki de hiç olmadığımız kadar omuz omuza olmanın tam zamanı.

 

Küçücük bir virüsün milyonları etkilediği, hayatımızı eve sığdırdığı, fedakârlık yapmak zorunda bıraktığı bu günleri fırsata çevirmeliyiz. Fırsat bu fırsattır sevdiklerimize sevgimizi belli edelim, küslüklerimizi bitirelim. Haydi şimdi alın elinize telefonu sevdiklerinizi arayın onlara sevdiğinizi söyleyin, kırgın olduklarınızı arayın kaybeden siz olamayacaksınız emin olun. Tüm bunları yapmak için yarın çok geç olabilir. Sabrın ve şükrün en yoğun yaşandığı Ramazan ayını yaşıyoruz. Sabredin ve rahatlıkla nefes aldığınız için Allah’a şükredin.

 

Bu karantina günleri elbet geçecek. O özlediğimiz güzel ramazanlara yeniden kavuşacağız. İnşallah yeniden camilerimiz dolacak, yeniden sofralarımız şenlenecek. Yeter ki tedbirlere uyalım… o zaman iki bayramı birden yaşarız. Bu fırsattan sevdiklerimizi de kendimizi de mahrum bırakmayalım. Ramazanlar öksüz kalmasın. Sevgiyle kuşattığımız nice Ramazanlara.

Evde kalın

Sevgiyle kalın.

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku