Ahmet Karakaya

Ahmet Karakaya

22 Ekim 2020 Perşembe

Durgun Sular Derin Olur

Durgun Sular Derin Olur
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Suları donduran bir soğuğu işlerken iliklerime; yüzüme vuran kar tanelerini beklerken gözlerim…güneş henüz uçsuz bucaksız ovalar üzerinde nazlı nazlı geziniyorken, soğuğun baskısına boyun eğmeyen yeşillikler, gri ve puslu binaların çevresinde nefes aldırıyorken insana… tahta panjurlu taş evin penceresinden söğüt ağacına bakıyordu o kız, Çoruh Nehri’nin yamacında.

Camları buğulayan nefesini nasılda hızlı hızlı alıp veriyordu pervazında cumbanın. Dallarında donmuş buz parçacıkları o incir ağacının küçük misafiri minik bir serçeyle konuşuyordu o. Araladığı pervazın içinden, ekmek kırıntıları bıraktı pencereye. Bir yoğun buhar sızdı dışarı titreyen dudaklarından. Ürkek ve sabırsız bir telaş ile pencereye kondu minik serçe.

Kocaman bir yalnızlıktı Bayburt, ovaya doğru gittikçe büyüyen. Saçak altlarındaki sessiz yağmurlar, solgun fotoğraflarda gülümseyen kurumuş incir ağacı ve hatmi çiçekleri. Gelincik açmış tarlaların, koşan maralların, meleyen kuzuların, çam seslerinin, kavak yellerinin, dağ çeşmelerinin özlemiyle güne başlıyordu, sessiz, durgun resmiyle.

Sanki, dili su kadar duru, anlatımı yumuşak ve içli mısralarıydı bir şiirin. Zihnimde mistik dalgalanmalar yaratıyor kuşkusuz, bir kuş misali konuşum Bayburt’a. Yoksa o kurumuş incir ağacına konan serçe, ben miyim?

Betimleme…

Öyle bir yer ki, dünya gülü burada açar; dağları dolaşır Bayburt’ta rüzgar. En güzel kuş sesleri, kuzu melemeleri, yayıklarında yayılan sevda sütü. İnsanın yüreğine işleyen bir yağlı boya tablo gibi.

Coğrafyasını tarihine bağlı, elleri nasır nasır, alınları çizgi çizgi, şakaklarında ter, güneşten bile sıcak insanları. Onların salkım saçak sevdaları; içlerine kapanık dünyaları, yarınlara kurgulu rüyaları ve bin duyguyla örülü hülyaları. Burçak tarlalarında ırgat gibi; ateş başlarında kaderlerinin sayfaları gibi bazlamalar açan, ocak önünde ekmek aşına dem veren kadınları…

……………………………………………

Siz hangi dilde hayal kuruyorsanız, dağları, suları, bulutları kim bilir neye benzetirken, içinizdeki ses hangi dilin betimlemelerini yapıyorsa, vatanınız o dildir.

Öfkenizde, sövgünüzde; neş’enizde övgünüzde hangi dilin sözcükleri geliyorsa dilinizin ucuna, gurbetiniz o dildir. Sevdanızı, özleminizi hangi dilin seslerindeki imgelerle sarmalıyorsanız, sılanız da o dildir.

Sıladan gurbete, vatanından başka ülkelere açılan bir yoldur diliniz; olmalıdır da. Ona başka dillerden yol arkadaşları bulursunuz.

Adınızın zamanla direnişindeki ilk zorlu geçit dilinizdir, unutmayın.

Şimdi, dil ile bilincin kucaklaştığı bir gülistandayım. Yaşanan bütün güzel anların sevinci kadar büyük ve içten bir duyguyla bağlanıp Bayburt’a; hayat arşivime kaydettiğim unutulmaz buluşmaların hakkını vereceğimin de sözünü veriyorum buradan.

Buraya yaşanası bir yer diye gelmiştim. Oysa burası ölünesi bir yer ( ! )… Bir kez bulaşan, ölmeden de vazgeçemez Bayburt’tan.

Nasıl ki giydiğimiz giysilere, yaşadığımız evlere, çağrıştırdığı anılardan dolayı manalar yükleriz; şehirlerin de tarihini bilmek onları değerli kılar; gri kaldırımlar yığını olmaktan çıkarır onları. Kentlere ruhunu veren kimi yapılar, meydanlar, mekanlar vardır. Bunların temeli çimentodan, taştan, demirden ibaret değildir. Nesillerin süregelen duyguları, kültürleri, iklim ve coğrafi koşulları üzerine kurulmuştur o yapılar. Tıpkı: Kervansaraylar, kaleler, hanlar, hamamlar, köprüler, medreseler, camiler, çeşmeler, su kemerleri, şifahaneler, saraylar, kapılar, türbeler, mezar taşları gibi…

Ve tıpkı: Yarını kurgulamanın değerini, sevginin kıymetini, değer vermenin bilgisini, emek yüklü yapıt bırakmanın ciddiyetini; sabrın, mücadelenin, ümidin gücünü; zeka, birikim, bilgi, bilgelik dolu yaratıcılığın insanoğlunu inşa etmedeki büyülü keyfini tattıran, o eşsiz Baksı Müzesi gibi.

Ninniler, masallar, türküler, ağıtlar, maniler, bilmeceler, deyimler, tekerlemeler, fıkralar, öyküler, oyunlar, destanlar…nefeslerle, yazısız başlayıp gelişen ve davranışlarını belirleyen kültürel dili kavrayıp, gelecek kuşaklara sevgiyle aktaran bilge insanları. Onların da salkım saçak sevdaları var. Onların da alınları çizgili, yürekleri pek. Onlar, kalpleri engin kültür elçileri. Sanat dili, kültürel coğrafyanın dilini ( göreli ) uygarlığa taşır. Öyle ise, tiyatro, dans, müzik, resim, edebiyat, mimari, heykel, sinema, sembol ve alegorilerle insanlığın kültür mirasını kuşaktan kuşağa yalın anlatımlarla taşıyarak ulaştırmayı kendilerine bir görev bilmiş sanat bilgeleri. Ve bu bilgelerden, Bayburt’ta yetişmiş olanı o kadar çok ki!

Buraya bir not düşmeliyim: Kültürlerin aktarımları için verilen çabaya olan saygım su götürmez. Ancak, yazı, belirli kurallar gerektirir. Çünkü anlatılmış ya da anlatılmamış masalları önceden belirlenmiş sistemlere hapseder; sözlü kültürün delişmen devingenliğini yitirmesine sebep olur; tonlamayı, jest ve mimikleri geri plana atarak masalı ya da öyküyü bir parşömene, kil tablete, kağıda ya da bilgisayar ekranına hapseder.

……………………………………………

 

Şu gerili teller üzerine sıralanmış mavi kargalar; şu karamuk çalıları, burçak tarlaları, çoban döşekleri; şu dağlar arasında ve bereketli topraklar üzerindeki asude Bayburt.Ve o’nun ‘ ortak hafızası’. Yani, üzerinde yaşadığı toprağı, toplumu, insanları, iklimi, coğrafyası, dili, kültürü, siyaseti, sanatı; üzülmesi, ağlaması, sevinmesi, gülmesi, öfkesi, aşkı, sevdası…’ ortak hafıza’, bir ülkenin bütün insanlarını bir arada tutan şeylerin tümünün birleşip, bir biri içinde yek vücut olup düğümlendiği ben/hal’dir. Ahh… şu Bayburt’un ben/hal’i

Gezgince

Adım adım arşınladığım Bayburt, her köyü, deresi, ovası, duası, ilenci, bedduası ile… hülasa destanlarıyla varıp gelmiş bu güne. Burayı görmezsem, solumazsam, yaşamazsam, ağıtları yetim, türküleri öksüz kalırdı Bayburt’un. Öksüz kalırdı, ılgıt ılgıt un çiçekleri, kavut demetleri ve gök mavisi gölleri, buram buram gülleri.

Bazen kara trenin isi, bazen bekleme salonlarının kurum kokan duvarları. Tahta bavullar, bazen ter kokan şoför kabinleri kamyonların. Otobüslerin mazot kokulu arka koltukları bazen. Kimi zaman da, ağır aksak yürüyen römorkunda bir traktörün, saman ve tezek üzerinde hoplaya zıplaya.

Bir snop- bohem gezginim işte, rüzgar nereye atarsa.

Gittiğim her yere kendimi götürüyorum belki ama asıl olan bu yerlerde kendimi buluyorum ben. Bir eksiğimi tamamlıyorum her seferinde. Bilmediğimi bilerek, görmediğimi görerek, duymadığımı duyarak. Yaşamadıklarımı yaşayarak yani.

Hayal gücümü besleyerek, uzağın çağrısını dinlerim, kahredici bir özlemle; yıkıcı bir arzuya dönüşene dek. Ve vururum yollara, al gözüm seyreyle.

Kalemime sinen yarı melankoli ve hüznü yumuşak bir sesle yansıtmak farklı iklimlere, farklı insanlara, açılan bir yelpaze gibi.

………………………………………………….

Soğuktan kızaran yüzümün rengini kahkahalarıyla coşturarak, yüreğimdeki yalnızlığı siliyor sırtı bembeyaz Kop Dağı’nın kar ve güneşi.

Yürürken sokaklarında, bakır tasların tiz gürültüsü, çay kaşıklarının bardaklarda çıkardığı melodileri, uzak- yakın ezan sesleri, balkonlardan silkelenen örtülerin rüzgarla dalgalanan bayrak sesleri, mutfaklardan yayılan yemek kokuları, pencerelerden taşan çocuk cıvıltıları ve yaşanası, görülesi, duyulası bilumum yaşam zamanları,…başka coğrafyalardan daha başka Bayburt’ta . Kendine münhasır yani.

Çisil çisil bir mahur akşamında, Şehit Osman’dan bakıyorum Bayburt’a. Suzinak bir gecenin Saba melodilerine süzülürken sakin Çoruh, uzaklarda bir yerlerde çoban ateşinin kıvılcımları aydınlatırken geceyi; öyle sessiz, öyle sakin akıyor ki, usul usul.

Ve ben, yaşanası bu şehre ölürken, o’da biliyor ki “durgun sular derin olur”.

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Bayburt Tarihi

Bayburt Tarihi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İleri bir tarihte çekimlerini planladığımız Bayburt Belgesel-Tanıtım Film çalışmaları dolayısı ile birçok bilgiye ulaşmak durumundayız. Zira ayakları yere basan doğru bilgiler edinelim ki ülkemiz ve Bayburt Tarihini gelecek nesillere sağlam temeller üzerine kurgulu bilgilerle bırakalım.

Benim belgesel formatım, en eski tarihten günümüze gelip, bu günü doğru tarihi bilgiler ışığında irdelemektir. Bu amaçla Bayburt’un en eski tarihi, yerleşimi, coğrafyası, jeolojik ve jeopolitik konumu, kültürü, doğal kaynakları vb. unsurları, hangi aşamalardan geçip bu günlere dek gelebilmiş, anlayabilelim.

Araştırmalarım sonucu aşağıdaki metni kaynak göstererek sizlerle paylaşıyorum:

Mısır, Mezopotamya ve Anadolu Medeniyetlerinin insanlık tarihindeki önemi malumumuz. Mısır ve Mezopotamya araştırmacılar tarafından hep ön planda tutulduğu halde, nedense Anadolu hak ettiği araştırma ve incelemelerden payını alamamıştır. Oysa insanlık tarihiyle birlikte başlayan Anadolu yerleşimleri, belki de Mısır ve Mezopotamya’dan daha eski olabilir.

Anadolu’da yapılan araştırmalar ise genellikle Batı ve Orta Anadolu olarak incelenmiş, diğer bölgelere pek özen gösterilmemiştir. Orta Anadolu’da 20.000’i aşkın Hitit yazılı kaynağına rastlanmış; Batı Anadolu’da ise daha önceki medeniyetlerden etkilenen Grek Kolonileri ön plana çıkarılmıştır. Oysa Anadolu’nun Kuzey Batı kesiminin Paleolitik Çağa kadar uzandığı tüm tarihçilerin belgelediği bir gerçektir.

Bu yazıya konu Bayburt, tarih öncesi çağlardan Urartu Devleti’nin yıkılışına kadar geçen tarihsel süreçte bir çok kavime ve medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Ayrıca Çoruh Nehri’nin yukarı havzası araştırıldığında tarih öncesi çağları bulmak mümkündür.

İnsanoğlu genellikle suyolları üzerinde ve çevresinde yerleşmiş, buralarda izler bırakmıştır. Bu gün de olduğu gibi, yerleşim yerleri tarım alanları, akarsular ve bunların meydana getirdiği geçitler ve yollar çevresinde oluşmaktadır. Öyleyse Bayburt’u araştırırken, olmazsa olmazı Çoruh Nehri ve kollarının tarihsel evrimini incelemek gerekir. Ki antik kayıtlarda bile bu bilgilere ulaşmak olasıdır.

Doğu Karadeniz coğrafi bölgemizde bulunan Bayburt’u, tarihi incelerken Kuzeydoğu Anadolu yerleşimleri içerisinde araştırmak en doğru yöntemdir.

Bu güne dek nedense Çoruh Havzasının Paleolitik Çağı’na ait araştırma hemen hemen yok gibidir. Oysa havzanın insan yerleşimine son derece elverişli olması ve özellikle Kalkolitik Çağın sonu ve Tunç Çağının başlangıcında yoğun yerleşim gördüğü kanıtlanmıştır. Bu da gösteriyor ki bu yerleşmeler esasen Paleolitik Çağda başlamıştır.

Bölgede bulunan genellikle çakmak taşlarının yontulmasıyla oluşturulmuş baltalar, kesiciler, deliciler ve kazıyıcılar gibi maddi kültür unsurları bizi Paleolitik Çağa ( Eski Taş Devri )  götürmektedir. Bayburt’ta en eski buluntular Çoruh Nehri kollarından Gez Deresi vadisinde keşfedilen bir yerleşim alanından elde edilmiştir. Obsidyen ve bazalttan yapılmış buluntular, Alt ve Orta Paleolitik Çağ’a aittir.

İnsanlığın aleti keşfi ve onu biçimlendirmesi ile başlayan; ayrıca tarıma geçişini gösteren Mezolitik ( epipaleolitik ) Çağa ait buluntular, bu gün Killiğin Mağarası denen kayalık alanda elde edilmiştir. Mağara ağzında bazalttan mikrolitler dışında, alet niteliği bulunmayan bazı parçalara rastlanmıştır.

İnsanlık tarihinin en önemli aşamalarından biri de Mezolitik Çağa son veren Neolitik Çağdır. Neolitik Çağı takip eden Kalkolitik çağda daha köklü değişim ve gelişim gösteren insanlık yine de bir önceki çağa ait cilalı taş baltaları, obsidyen aletleri, kemik ve pişmiş topraktan elde ettiği aletleri kullanmaya devam etmiştir.

bayburt-tarihiBayburt’un Geç Kalkolitik Çağa ait yerleşimleri bu gün artık belgelenmiştir. Burası, Geç Kalkolitik Çağ ile Tunç Çağı boyunca devam eden, daha çok keramikleri ile dikkati çeken Karaz Kültürünün en eski yerleşimidir. Erzurum ve yöresinde yapılan kazılar sonucunda, Bayburt’un Geç Kalkolitik Çağa ait verileri saptanmıştır. Bu dönemde elle yapılmış siyah renkli keramiklere rastlanmakla birlikte, tek renkli keramik kabartmaları da dikkate değerdir. Demirözü İlçesi sınırları içerisindeki Gundulak Tepe, bu döneme ait buluntular taşımaktadır. Ki, M.Ö. 5. binden, M.Ö. 4.bin sonları olarak tarihlendirilmiştir. Höyükten alınan obsidyen aletler bu dönemin özelliklerini taşımakla birlikte, Geç Neolitik- Erken Kalkolitik Çağı işaretlemektedir. Bu aletler genellikle düzeltilmiş ok uçları, yuvarlak kazıyıcılar, rötuşlanmış burun kazıyıcılar ve değişik türde dilgilerdir.

………………………………………………………………………………………………….

Tunç Çağı ile birlikte Kalkolitik Çağ kapanmış, artık bakırın yerini Tunç eşyalar almaya başlamıştır. Madenlerin keşfi, dine ve askeri güce dayalı sistemler oluşturmuş ve ticaret denen olgu insan yaşamına girmiştir. Deniz ticaretinin artması buralarda yeni yerleşimler meydana getirmiş; ulaşım güzergahları üzerinde ise kervan yolları, geçitler, vadiler gibi doğal oluşumlarda da yeni yeni yerleşimler meydana gelmiştir.

M.Ö. 3250/ 1750 yılları arasında bölgede Karaz ( Hurri ) Kültürü hakimdir. Dönem Tunç Çağıdır. Yukarı Çoruh Havzasında bu dönemin en iyi kanıtı, Bayburt’a 33 km. ve Demirözü’ne 5 km. uzaklıktaki Büyüktepe Höyüğü’dür. Burada Sagona, üç dönem yürüttüğü kazılarda şu sonuca varır: M.Ö. 2. Bin yıldan Demir Çağına, Roma Döneminden Geç Helenistik’e kadar Büyüktepe yoğun yerleşim görmüştür. Aynı bölgede Demirözü’ne 22 km. uzaklıktaki Çimentepe Höyüğü ve 7. Km uzaklıktaki Bayrampaşa Köyü’ndeki Karaçayır yerleşim alanlarında M.Ö. 3. Binyıl Erken Trans Kafkasya kültürleri ve Tunç Çağı keramiklerine rastlanmıştır.

Bayburt ve çevresi Karaz Kültürü ile ortak özellikler taşıyan değişik kültürlere de ev sahipliği yapmıştır. Bunlar: Pulur ( Gökçedere ), Hindi ( Söğütlü ), Haşiye ( Aksaçlı ), Siptoros ( Tepecik ) ve İvceklerin Tepesi olarak adlandırılan yerleşimlerdir. Bunların bir kısmı tamamen yok olmuş, bir kısmı da kısmen mevcuttur. Ancak Bayburt gezilerimiz sırasında  bir çok Tümülüs dikkatimizi çekmiştir. Ve buralarda yapılacak kazılar sonucunda inancım odur ki yeni bir çok bilgiye ulaşılacaktır.

M.Ö. 2. Binin ortalarında yazıyı keşfedip bölgeyi tarihlendirenler Haşayalılar’dır. Haşayalılar kendilerinden önceki Karaz Kültürü ve taşıyıcıları Hurriler hakkında da tarihi aydınlatmaları bakımından önem arz ederler. Hurrilerin devamı kabulü gören bu savaşçı topluluk, M.Ö. 13. yy. kuzeydoğu Anadolu’suna hakim Asya kökenli bir toplumdur. Batı komşuları Gaşkalar ile Hitit Krallığına çok sıkıntılı dönemler geçirten Hayaşa Krallığı yerleştikleri toprakların jeomorfolojik yapısını iyi kullanmışlardır. Yüz elli yılı aşkın hakimiyetleri Rize’den Giresun’a kadar sahil şeridinin iç kesimleri ile Erzurum- Erzincan- Bayburt arasında sürmüştür. Yani Çoruh- Kelkit Vadisinin sınırladığı alanları yurt edinmişlerdir.

M.Ö. 2.binde hakimiyetlerini kaybeden Hayaşalıların yerini M.Ö. 1. binde artık Asurlular alırlar. Artık bölgede Feodal Beylikler, Uruatri- Nairi Konfederasyonları Dönemi başlamıştır. Biz bu dönemin adına: “Urartu’nun Proto Tarihi” diyoruz.

Urartu Krallığı dönemi, ekonomik zenginlikler ve stratejik önemi dolayısı ile bir çok sefere uğramıştır. Diauehi Ülkesi denen bu bölge Çoruh Nehri Havzasının bulunduğu bu günkü yerleşim yeridir. Bahsi geçen yoğun seferler yağma ve talan amaçlı değil, yerleşim amaçlıdır ki bu gün burada bulunan kaleler bunun birer kanıtıdır. Bayburt Kalesi bunun yegane örneklerinden biridir. Kitre, Sarıhan, Kapılı, Bayrampaşa ve Hart ( Aydıntepe )  Kaleleri bölge yerleşimleri hakkında bize bilgi vermektedir.

M.Ö. 585’te Med saldırıları sonucu tarih sahnesinden silindiği kabul edilen Urartu Devleti hakkında son bilgiyi Babil Kroniğinden alıyoruz. M.Ö. 401/400 tarihlerinden bölgeden geçen Ksenophon, artık burada bir Urartu ve Diauehi varlığından hiç söz etmez.

Bayburt tarih öncesi çağlarda özellikle de Geç Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı boyunca varlığını sürdüren Karaz Kültüründen çok etkilenmiştir. Yazılı tarihten sonra ise sırası ile Hayaşa, Diauehi ve Urartu hakimiyetleri altında kalmıştır. Zira tarihi ve arkeolojik kazılar, buranın yoğun iskan gördüğünün kanıtları ile doludur.

…………………………………………………………………….

İşte Bayburt’u araştırırken edindiğimiz bilgilerin kısa bir özeti sizlere. Araştırmalarımızda birçok yabancı kaynak, isim, dönem mevcut. Ancak siz okurları bu detaylarla sıkmamak adına sıka sıka bu kadara indirebildim. Katlanıp okuma zahmetini gösterebildiyseniz ne mutlu bana. Ben Bayburt’u araştırmaya devam edeceğim… Ve tabii sizlerle paylaşmaya….Hoşça, dostçakalın…

Kaynak: Sagona’nın bölgedeki kazı raporları; İ.K.Kökten’in tarih araştırmaları vb.)

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Bayburt Güzellemesi

Bayburt Güzellemesi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bayburt Güzellemesi (Alem-i Rüya)

     Tarihin süzgecinden süzülüp gelmiş; ta çağlar öncesinden bir çok kavime ev sahipliği yapmış; bilinen 5000 yıllık geçmişi ( yazılı tarih ) ile Bayburt, ülkemiz coğrafyasının tarihi, kültürel, sosyo-ekonomik ve turizm potansiyeli ile önemli ve yegane şehirlerinden biridir.

Tarihi İpek Yolu güzergahında oluşu, o’nu bir çok medeniyetin savaş alanı haline getirmiş; ne kadar yakılıp yıkılsa, ne kadar harap edilse de, verdiği canları, akıttığı kanları bağrına gömüp, bu güne değin dimdik ayakta durabilmiştir.

Bu gün, başında bir taç gibi kırılmadan duran kalesi, dili olup konuşsa neler, ne hikayeler anlatacaktır, kim bilir? Kim bilir, o’nu bir kemer kıvrımıyla kuşatan Çoruh, nerelerden getirip, buradan geçerek, nerelere ne destanlar taşımıştır, çağlar boyu çağlayıp…Kim bilir kaç kişi kaç daire çizmiştir, saat kulesini dolana dolana?

ERENLER DİYARI BAYBURT

Dede Korkut Ata, Ahmed-i Zencani, Kutlu Bey, Bamsı Beyrek, Seyyid Kasım, Oslu Baba, Ekmeleddin Bayburdi, Alho Dede, Şeyh Hayran, Seydi Yakup ve diğer erenler; yaşasalardı bu gün, ne efsaneler anlatacaklardı kim bilir, Yakutiye’de, Mahmudiye’de, medreselerde?

Ulu Cami’de, Yakutiye’de, Zahit Efendi’de, Şingah’ta, Kadızade’de ve Veysel Efendi’de namaza duran nice cemaat, kim bilir, kaç alnın üzerine koydular alınlarını, vardıkları secdede?

Kaç kervana yol verdi şu Korgan Köprüsü kim bilir, kaç debi su aktı altından?

Kırkçeşmeler’den, Şingah!tan, Narkazan’dan, Ortaçeşme’den, Zahidi Geylani’den, Karasakal’dan kaç susamış giderdi kim bilir susuzluğunu, kana, kana? Kaç mü’mini pirü pak eyledi aldıkları abdestler? Kaç beden arındı Çarşı Hamamı’nda? Kaç damat güveyi, kaç gelin gurbete gitti yıkanıp, Bent’te, Paşaoğulları’nda, Pulur’da?

…………………………………………………………….

Şair Zihni, Celali, Hicrani, kaç dörtlük, kaç beyit kazıdı ceylan derilerine, bu cennet yurt köşesi için, bu cennet yurt köşesinde? Zihni’nin:

“ Vardım ki yurdumdan ayağ göçürmüş

Yavru gitmiş, ıssız kalmış ocağı

Canlar şikest olmuş meyler dökülmüş

Sakiler meclisten kesmiş ayağı…” dizeleri, kulaklarınızda çınlar İmaret Tepe’deki anıt mezarında.

İmaret Tepe demişken, Bayburt’un kaç ihtiyarı, kaç çocuğu yakılmıştı taş mağazalarda? Kaç evladını kurban vermişti Ermeni çetelerine Bayburt? İmaret Tepe’de ruhları şad oluyor şimdi.

BİR AÇIK HAVA MÜZESİ BAYBURT

Kaç genç kız iç geçirmiştir cumbalarının ardında, tarihi konaklarının? Kaç aile yaşamıştır sofalara açılan geniş odalarında; yüklüğünde buram, buram naftalin, çiçekliğinde hanımelleri, hamamlığında lavanta kokan evlerin? Sedirlerinde kaç nine, kaç dede tespih çekmiştir, pervazlı, sürgülü pencerelerinden bakıp, bakıp?

Şimdiki gençler bilir mi tereği, kurun’u, tecir’i, çaytaşı’nı..bilir mi ambarı, yüklüğü, ocağı, kahveliği, ..kevyeni direği ne ola ki, bilir mi ki? Hem fort bacası, kepen, güvercin bacası, kırman…bilirler mi? O engin ustaların elinde birer nakış gibi işlediği Bayburt Taşı’nı bilen var mı?

………………………………………………….

Pers’i, Romalı’sı, Bizans’ı yaşamış, şu tüf’ten oydukları yer altı şehrinde, Aydıntepe’de. İnsanoğlunun ilk çağlardaki yer üstü korkuları, yeraltında yurt edindirmiş o’na. Bu kadar eski işte bu Bayburt…

Çımağıl’da devasa bir mağara. Derler ki: yörenin en büyüğü. Bir de, yazın yakıcı sıcağında bile kalıp, kalıp buzlarıyla bir soğuk hava deposu özelliğine sahip Buz Mağarası. Gizli kalmış doğal güzellikleri biter mi Bayburt’un?

Yeraltı Şehri’nden bahsetmiştik Aydın Tepe’nin, ya Soğanlı Kabartma Halıları?

Kaç genç kızımız biliyor bu gün, tepelikli, oyalı yazmalı, çitli, köynekli, bindallı, üç etekli, delmeli, kuşaklı, şalvarlı, kolliş potinli giysileri? Hele, hele bütün bunları tamamlayan Ehram ( İhram )’ı? Bayburt!a özgü, koyun yününden yapılan Ehram’ı, her Bayburt kadınının, nerede olurlarsa olsunlar, üzerlerinde gördüm ben. Kah, “ andala ters kondulu”, kah,  “pirinç denili”, kah, “elma yelekli”, kah, “ kar taneli”…”Çark Yıldızlı”, “ uçan kuşlu”, “ gordo’lu”, “mercimekler’li” ve “elifler’li”…

…………………………………………

Mahalle ve köy odalarını görün Bayburt’ta. Dayanışmanın, kaynaşmanın en güzel hanelerini.

Baksı Müzesi Halk Sanatları Araştırma ve Uygulama Merkezi, dünyanın ikinci, ülkemizin ise ilk köy müzesi olma özelliğini taşıyor. Düşten- gerçeğe, geçmişten- geleceğe, bekliyor herkesi. Yerel- genel ne ararsanız kültürden yana, burada hepsi.

 

BİR BAŞKA COĞRAFYA BAYBURT

3000 metreyi bulan yüksekliğiyle Soğanlı Dağları, Karadeniz’in o nemli, ılıman havasına set oluyor burada. Onun için iklim, Doğu Anadolu’nun karasal iklimi. Etrafı dağlarla çevrili Bayburt’un en önemli özelliği, Çoruh Nehri. Mescit Dağları’ndan doğan bu akarsu, Kop Dağları’ndan inen derelerle buluşup, Bayburt Kalesi’ne sürtünerek, akıp gider. Bu yüzdendir ki  Bayburt, görsel bir sayfiye panoramasına haizdir.

Aydıntepe, Düzeker, Momuş va Bayburt Ovalarından bereket fışkırır. Çünkü, havzası içinde sulamaktadır buraları Çoruh.

Değirmencik, Beşpınar, Gökçedere, Akşar-Sorkunlu, Çatıksu ve Gümüşdamla, Çoruh’a katılıp sularlar alabildiğince, Soğanlı Dağı eteklerindeki bu güzelim ovayı. Masat ile Kop, el ele verirler bu coşkuda.

Çoruh hızlı akar, heyecanlıdır, tez canlıdır. O yüzden Bayburt, bu havzada capcanlıdır. Filorası, faunası görülesi, adrenalini yaşanasıdır.

Yaylaları, otlakları, çayır ve meraları; bazen pamuk, pamuk bulutlar altında, bazen sisli, bulanık; kimi gün güneşe sere serpe, kimi gün kasvetiyle şikeste, hayat bulur Bayburt’ta.

Sırakayalar Şelaleleri’nde serinlemek ağustos sıcağında. Bin bir çeşit, rengarenk çiçeklerini koklamak eteklerinde. Haldizen’de, Göloba’da yüzmek. Balık avlamak, Danişment’te, Eymür’de, Sakızlı’da, Saraycık’ta. Otlukbeli Dağları’nı seyre dalmak Yazbaşı Köyü’nden.

Bir Kale’den, bir de Şehit Osman’dan düşmek hayale, Bayburt siluetini izleye, izleye.

Kop Dağı’nda Şehitlik’i unutmadan, kayak yapmak, mevsiminde. Teleksisinde izlemek bir kremalı pastaya benzeyen bembeyaz örtüsünü. Siz hiç Hedik’le yürüdünüz mü Kop’ta?

 

GÜZELLEME

Kamp kurmak, safari yapmak, yürümek zirvelerinde. Çam, meşe, kavak, ıhlamur, söğüt, ceviz, elma, mahlep, kuşburnu…direği kırılıncaya kadar çekmek burnuna  bu kokuyu…

Şehit Nusret Parkı’ndan doymak seyrine… Bedestende alış veriş yapmak… Kavallar Evi’ni gezmek… Fatiha okumak Fahriye Sultan’a. Aslan Dağı’nda kahvaltı; foto-safari yapmak. Kültür turlarına katılın burada; inanç turlarına. Safari, rafting, karavan, macera gezileri yapın. Yamaç paraşütü ile atın kucağına kendinizi. Kah bisikletle, kah atlarla keşfedin doğayı. At demişken, Cirit izlemeyi unutmayın Bayburt’ta.

Ara sıra bir mola verin kendinize. Girin bir lokantasına, Galacoş yiyin. Urganlı Kebabı, Herse’yi, Ekşi Lahana!yı tadın. Gendime Pilavı’nın, Kavut Çorbası’nın, Hasuta’nın, damağınızda bıraktığı tadı yaşayın.

……………………………………………..

Kışın, bembeyaz örtüsü kalkarken, ilkbaharda filizlenir doğa; yazın, sere serpe serilir ovaya. Sonbaharda bir sarışın güzel olur Bayburt. Saçları burçak tarlası, kıvrım, kıvrım başak sarısı. Gözleri çakmak, çakmak Çoruh. Etekleri uçuşur ılgıt, ılgıt seher yeliyle. Etekleri: çeltik yeşili. Pastoral bir düş’ün, gerçekleşmiş hali. Dizelerinde bir şiirin, nefes almak gibi. Elleri…elleri kınalı, salınır öylesine Bayburt’um, salınır nazlı, nazlı. Üzerinde kümelenmiş pamuk, pamuk bulutlar, masmavi bir gökyüzü, doğanın fırçasından damlayan rengarenk bir tuval. Bir efsun var burada saklı…bir tılsım var. Burası bambaşka bir alem, bambaşka bir dünya…BURASI TOZ PEMBE BİR DÜŞ..SANKİ ALEM-İ RÜYA!

………………………………………………….

Tarihin süzgecinden süzülüp gelmiş; ta çağlar öncesinden, bir çok kavime ev sahipliği yapmış; bilinen 5000 yıllık geçmişi ile estetik ve görsel bir şölen Bayburt.

Mutlaka gelin, mutlaka görün, mutlaka yaşayın. “ Al gözüm seyreyle “ deyip, bayramı yaşatın gözlerinize.

İçinizde bu coşkuyu mutlaka taşıyın. Kendinizi ödüllendirin. Şımartın kendinizi. Bir başka güzel Bayburt, suskun ve mağrur.

“Keteninde ipeğinde

Bin bir şifa peteğinde

Yüce dağlar eteğinde

Cennet saklı Bayburt’umun…”

………………………………………………

Bayburt…

Öz Yurt

Can Yurt

Can Bayburt!

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Göz Hakkı

Göz Hakkı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

9 Nisan 2013 Salı tarihinde başlayıp, 30.Nisan.2013 Salı günü biten bir Bayburt maceram var. Daha doğrusu yaklaşık beş aydır okuyarak araştırıp öğrenmeye çalıştığım bu cennet parçası ili yakından tanıyıp, havasını soluyup, güzel insanlarıyla tanışıp artık öğrenme arzusuydu bu. Bayburt Portal’a ilk kez yazıyorum; bu vesile ile teşekkür borçlarımı yerine getirmeme müsaade ediniz lütfen:

Beni ağırlayıp, gerçekten bir Bayburt Sevdalısı olmama öncülük eden İl Kültür ve Turizm Müdürüm Sn Bahri Akbulut’a, Şube Müdürüm Sn. Adnan Okumuş’a ve Şair Zihni Kültür Merkezi personeline;

Fatih Mehmet Özcan, Veysel Gider, Murat Okutmuş, Enes Budak gibi Bayburt’un güzide gazetecilerine;

Dursun Ali Emir, Mete Emir gibi Bayburt’un proje emektarlarına;

Uygun Ahmet Aker, Nihat Purut, Nahit İmaç gibi Bayburt’un aydın yüzlerine (ki, Ahmet Aker Beyefendinin o “ Seferberlik Hikayeleri” öğrencilerime birer kısa film kaynağı olmuştur, yüreğine, kalemine sağlık);

Bayburt’un mülki ve idari amirliklerinde görevli gülen yüzlerine ve tabii Naci Ahıskalı kardeşime;

Güler yüzü ve misafirperverliğiyle onca yoğunluğuna rağmen, yine de bana zaman ayırıp projelerimi paylaşan belediye başkanım Sayın Hacı Ali Polat’a;

Ve…

Bayburt’ta, tanıştığım ilk günden ayrılacağım son güne kadar, okulundan, derneğinden, özel işlerinden fırsat buldukça, sağlığı el verdikçe, gece gündüz beni yalnız bırakmayan ve kendisinden Bayburt adına çok şey öğrendiğim; bilgilendiğim, feyz aldığım değerli Bayburt emekçisi genç ve savaşçı yürek BAYDER kurucu başkanı, yüreğiyle, emeğiyle, kalemiyle bir Bayburt Fatihi Fatih Dündar kardeşime teşekkürü bir borç biliyorum.

Bu görevimi yerine getirmezsem, inanın kurdeşen dökerdim. Aslında hakları yine de ödenmez.

………………………………………………….

 

Benim güzellik anlayışım Bayburt için bir ehemmiyet teşkil etmez belki ama “doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacı ile dürtüler yaratma becerisi” ise sanat; bu dürtüleri yaratma becerimi Bayburt’ta çok rahat ve kolay edinebilirim ben.

İmgelerle yoğrulmuş, duygulu, içe işleyen bir anlatımla, tarihsel arka planını ihmal etmeden, beceriyle dolaştırabilmeliyim sözcüklerimi, içe dönük gözlem ve keşiflerimle.

Ben gezdiğim, gözlemlediğim yerleri yürüyerek keşfederim. Mesela saatlerce, kilometrelerce yürüdüm Bayburt’ta Bir sabah, mevsim yüzüme gülüp, güneş bana “haydi” dediğinde, vurdum Aslan Dağı’na. Bastım gözümün deklanşörüne “al gözüm seyreyle” diye.

Daha ilk bakışta gördüklerim: Karları hala sırtında dağ başları, söğüt ağaçları, kavaklar, yağmur kuşları, kır çiçekleri, vadiler, serçeler, geyik sesleri, cırcır böcekleri, köknar şıvgınları, meşe, ceylan, avcı; gürül gürül Çoruh. Bu ne zenginlik Yarabbi, dayanır mı buna ruh?

Uzak özlemlerin külü savrulur şimdi ovaya…dudaklarda hasret türküleri. Aşk saklanır gözlerin menevşesinde. Hüznü gerilerde bırakıp, usulca girmeli menziline umudun. Şimdi uzanmak zamanı meşeler altında dağların eteklerinde. Buğulu türküler söyleme zamanı.

Bakış açımı dolduran panorama sanki Monet’nin Çiçek Bahçesi.

Uzaklarda bir ihtiyar, dağın rüzgarını taşıyor sırtındaki heybesinde; kır çiçekleri taşıyor. Paçalarına yapışmış dikenleri sürüyerek yürüyor Soğanlı’ya doğru.

Ve bundan böyle dizelerimde tematik bir içerik taşıyacak bütün bu pastoral zenginlik.

Balkanlar’da, Urumeli’nde, Trablusgarp’ta, Çanakkale’de, Irak’ta, Mısır’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Sarıkamış’ta, Yemen’de, Kop’ta…şehadet şerbetini içmiş Bayburt’un kahraman evlatları bugün yaşasalardı, Moloç Dağın’dan o güzelim sereserpe Bayburt Ovasına bakıp bir görselerdi yemyeşil bir örtü içinde papatyaları, gelincikleri, laleleri. Ciğerlerine bir çekebilselerdi efil efil esen bahar yellerini, yabani çiçek kokularını. Gümüş derelerle çoğalıp çağıldayan Çoruh’un kıvrıla kıvrıla süzülüşünü bir görebilselerdi cennet Bayburt’ta. Hoş onlar da cennetteler ya…

………………………………………………………..

 

Bir çırpıda hayıflandığım ama girişimlerin bu sene semeresini alacağını öğrendiğim trekking, yamaç paraşütü, atlı safari, camping, rafting, kano, of road gibi turizm sporlarının burada bir an önce yaşama geçirilmesi.

Neyse, bu ilk yazıyı daha başından, teşekkür faslından itibaren yeterince uzun tuttuk zaten. Siz değerli okurları fazla yormadan, son sözlerimle bitireyim:

Bayburt, yedinci sanat Sinema’ya doğal bir film stüdyosu.

Tuvalini, boyasını, fırçasını alıp gelen ressama, estetik bir (bin) panorama.

Temayül sınırlarını zorlayıp, hikayeler yaratmak isteyen bir muharrire ilham kaynağı.

Şairlere aşk, ozanlara meşk.

Bemol- diyez tonlarıyla, majör- minör tınılarda, bilmem hangi makam ve usülde şarkılar üretecek bir besteciye, düş dünyasını besleyecek bir görsel şölen.

Hülasa…gelin, görün, yaşayın. Gözlerinizi şaşırtın. Cenneti gösterin onlara. Bayburt’u gösterin. Buna hakkı var gözlerin!

Tekrar birlikte olmak dileğiyle Bayburt’un güzel inanları…

TV Film Yapımcısı – Yönetmen

 

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku