DOLAR 7,9701
EURO 9,4633
ALTIN 487,38
BIST 10,4074
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bayburt 21°C
Az Bulutlu

Ana

10.05.2020
A+
A-

“Hey ciğeri köz tüten bağrı yanık analar!
Yavrusuz gecelerde hep uyanık analar!”

Bayburt’un yine deli zemherisi çatmıştı
Dinmeyen bir fırtına yolları kapatmıştı
Pencerenin dibinde Hanım uyukluyordu
Gurbetteki oğlunu içten sayıklıyordu
Oğlu gitmiş gurbete dönememişti geri
Ne bir selamı geldi ne bir iyi haberi…
Sobadaki alevler palazlanıp sönmüştü
Kızı Zehra, bakkaldan yüzü asık dönmüştü
Ana! dedi, yine mi ağlıyorsun ayazda?
Sonra hasta olursun kendini düşün az da
Cengiz abim iyidir, dönecektir geriye
Burası buz tutacak, geçelim içeriye
Yanıyordu odada soba uğuldayarak
Anası oturunca Zehra fısıldayarak
Dedi, Bakkala yüklü borcumuz kalmış idi
Gelin daha geçen ay hububat almış idi
Bakkal şimdi borcunu istiyor bana çattı
Az önce tuz istedim bastonunu fırlattı
Bu dükkandan bir daha atma diyordu adım
Zehir zemberek sözler savurdukça ağladım
Ne olacak sonumuz bu gidişle desene?
Ah abim, garip abim neredesin gelsene!

“Oğul! der, içli içli sözü biter ananın
İçi yanardağ olur, közü tüter ananın”

Gün doğarken ana kız varıp girdiler dama
İki inek var idi, biri yüklüydü ama
Döndüler eve sonra çayı kaynattı kızı
Anası ağlıyordu içine düştü sızı
Buğulandı gözleri yandıkça yanıverdi
Diline bir acılı türkü dolanıverdi

…..Gurbete gönderdim yetim oğulu
…..Yaşar mı? Yavrumdan gelmez bir haber
…..Postacı geçer de bize de yolu
…..Düşer mi? Yavrumdan gelmez bir haber

…..Ok eylemiş felek bize hüzünü
…..Göremedim ceylan gözlüm yüzünü
…..Gün doğar da Çorak Köyü’n düzünü
…..Aşar mı? Yavrumdan gelmez bir haber

…..Sızılar da yürek yarem sızılar
…..Oğul gitti ıssız şimdi yazılar
…..Meleyince gurbet elde kuzular
…..Coşar mı? Yavrumdan gelmez bir haber

…..Garip Önder gama düştü derince
…..Yer mi yutar gurbet ele girince
…..Rüyasında birgün beni görünce
…..Şaşar mı? Yavrumdan gelmez bir haber

Oturdular sofraya yokluk almış başını
Şeker bitti, yağ bitti gelin çatar kaşını
“Yeter!” deyip çatalı sinirinden savurdu
Öyle feryat etti ki ciğerleri kavurdu
Sofraya sönmez bir od gelin bırakıp kaçtı
Ne bir lokma yenildi, ne ağzı bıçak açtı
Böyle hüzünle geçti, gün tasayla ağardı
Gelecek gün kimbilir hangi yasa boğardı

“Gama sorsan yurdunu, vatanımız ana der
Evladının kahrına can nasıl dayana der”

Gün boyunca bir daha gelinden çıt çıkmadı
Zehra ses verdi ama bir kerecik bakmadı
Ertesi gün komşular kapıyı tokatladı
Tomlacıklı Dürdane erken söze atladı
Geçmiş olsun diyerek laf açıldı gelinden
Kırzılı bir teyzenin zehir aktı dilinden
Zehra ile anası söze hiç giremedi
Ne söylüyor kadınlar bir anlam veremedi
Zehra güç bela ancak sordu nedir mesele
Dediler “Sizin gelin kaçtı ya dün Veysel’e”
Zehra dilini yuttu, Hanım’a doğru baktı
Anasının başında birden şimşekler çaktı
Yalandır bu deyip de hepsini kovdu tezden
Zehra odaya baktı düşen bin parça yüzden
Bir mektup bırakmıştı vedasını anlatan
En acı felaketti kış günü gelip çatan
Zehra dedi: “Ne kadar daha böyle sürecek?
Ne diye kaçtı gitti hayırsız, geberecek
Bu yangın daha fazla yakmadan içimizi
İstanbul’a gidip de arayalım Cengiz’i
Bir şekilde izini buluruz en sonunda
Belki başında türlü derdi vardır onun da”
Elde sermaye olan iki inek satıldı
Ana kız İstanbul’da maceraya atıldı

“Her ayın adı hasret, gün sayandır analar
Gün görmeden yavruya susayandır analar”

Zehra ile anası İstanbul’a varınca
Sanki şehir dağ oldu kendileri karınca
Bir akraba evine misafir olmuştular
Adresi Kaynarca’da güç bela bulmuştular
Hanım yanar kavrulur biricik Cengiz’ine
Günler geçti tükendi rastlayan yok izine
Her geçene Cengiz mi diye bakardı camdan
Dilinde bir acılı türkü dolaştı gamdan

…..Arayıp gezerim yoktur bir izi
…..Neyledin İstanbul ceylan gözlümü
…..Analar,bacılar bilmez Cengiz’i
…..Neyledin İstanbul ceylan gözlümü

…..Kuyuda mı Yusuf gibi dardadır
…..Zindanda mı Tahir gibi zardadır
…..Biricik evladım söyle nerdedir
…..Neyledin İstanbul ceylan gözlümü

…..Ne söylesin Garip Önder yanıp da
…..Yoksa saklanır mı çok utanıp da
…..Anası kahrolur gelmez sanıp da
…..Neyledin İstanbul ceylan gözlümü

Bu yanık türküsünden böyle akarken hüzün
Bir bey geldi Hanım’a ansızın döndü yüzün
Teyze dedi ararım günlerdir bu adresi
Kızıl Elma Pasajı bu muhitte neresi
“Oğul!” dedi coşkuyla; bağırdı “Cengiz” diye
“Günlerdir yana yana arıyorduk biz” diye
Kucaklayıp sıkıca sarıldı yavrum deyip
Adam yüzünü astı Hanım’ı itekleyip
“Ne Cengiz’i be kadın? Tanımıyorum” diyor
Hanım ısrarla onu kucaklamak istiyor
O esnada Zehra ve bir yabancı yaklaştı
“Yürü!” dedi, “Kâmuran, kadın çizmeyi aştı”
Zehra görünce “abi” deyip çekti kolundan
“Sen de kimsin budala? Çekil onun yolundan
Kaç senelik kocamdır, nereden tanıyorsun
“Yürü!” dedi, “Kâmuran ne oyalanıyorsun”
“Yürü!” dedi, Kâmuran, süratle uzaklaştı.
Zehra ile anası peşlerine yaklaştı
“Abi dur!” dedi Zehra, peşi sıra bağırdı
Anası koşamadı “Cengiz” diye çağırdı
Adam, bir anda geri döndü kudurmuş gibi
Bir tokat savurdu ki demirle vurmuş gibi
Zehra yere yapıştı; yüzü bulandı kana
“Bir daha rahatsızlık vermeyin” dedi bana
Çekip gidecekti ki döndü, eğildi yere
Dedi, “Zarar vermeyi istemezdim sizlere”
Velakin bayılmıştı kız duymuyordu onu
“Yürü!” dedi Kâmuran, böyle kapandı konu
Çekti kolundan sertçe ilk sokağa saptılar
Hanım çıldırmış ağlar, neden böyle yaptılar
Kaldırdı kızcağızı, kaldığı eve döndü
Birazcık umut vardı o da tamamen söndü

“Ana olmak sancılı yaşamaktır ezeli
Çile ile yoğrulur anaların güzeli”

Çaresi yok ana, kız Bayburt’a yol aldılar
Elde yok avuç da yok boynu bükük kaldılar
Eski yâreler şimdi tazelendi sinede
Allah’a dayanıp da sabrettiler yine de
Cengiz hakkında şimdi türlü haber yayıldı
Anmadılar adını artık ölmüş sayıldı
Günleri aç, çaresiz geçse de alıştılar
Hayata tutunmaya dört elle çalıştılar
Gün geçmez başlarına bir havadis gelmesin
Saklardılar, “Derdimiz, başkaları bilmesin”
Son vakitte çatıdan su damlıyordu başa
Yapacak hiç kimse yok tamirata yaklaşa
Bir sabah kapıları şiddet ile çalındı
Gelen Cengiz’miş meğer nazla eve alındı
Ana, asar suratın bakmaz bin sitem eyler
Cengiz şaşkına döndü, utançla şunu söyler
“Dediler İstanbul’da araba çarpmış bana
Göz açınca aldandım can kurtaran insana
Meğer aklım başımdan uçmuş, hafızam yitmiş
O gördüğünüz kadın, bana bir oyun etmiş
Benim kocamdın deyip bana bir de ad takmış
Nerden bilecektim ki dümenden yapacakmış
Velhasıl Nuri Usta, çıktı birgün karşıma
Uzun uzun anlattı gelenleri başıma
Senin adın Cengiz’dir deyince hatırladım
Size kavuşmak için bir yay gibi fırladım
Affedecek misiniz, anacığım ve bacım
Sizin şefkatinize son derece muhtacım”
Hanım da sevincinden sanki bayılacaktı
Yıllar sonra ilk defa mutlu sayılacaktı
Cengiz’e söylense de hanımının kaçışı
Hafızamda ne adı var dedi ne bakışı
Hatırımda hatunun tek bir izi kalmadı
Ne diye kaçıp gitti henüz aklım almadı
Hanede mutlu günler günleri araladı
Garip Önder nihayet hayır söz karaladı

 

YORUMLAR
  1. Avatar Necati dedi ki:

    Kalemine sağlık toprağım duygulandırdın bizi.

    1. Sağ olun. Teşekkür ederim.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR