Önder Eryılmaz

Önder Eryılmaz

13 Temmuz 2021 Salı

Mahmut Kemal Yanbeğ’in Kültürel Mirası

Mahmut Kemal Yanbeğ’in Kültürel Mirası
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Memleketimize hizmet edip adı, sanı unutulmuş olan nice mühim şahsiyetler vardır. Bazı tarihi şahsiyetlerin bir okula, bir caddeye ismi verilerek hatırası yaşatılmıştır. Mahmut Kemal Yanbeğ de şehrimizdeki bir ilkokulun ismi ile çoğumuzun hafızasında yer edinen değerlerimizden biridir. Bayburt Ortaokulu’nun uzun yıllar müdürlüğünü yapmış, 42 senelik öğretmenlik hayatında çok değerli hizmetlerde bulunmuştur.

Mahmut Kemal Yanbeğ’in Bayburt tarihine ve kültürüne katkı sağlayan çok önemli çalışmaları vardır. Bu çalışmaların çoğunluğu arşivlerin tozlu raflarında unutulup gitmiştir. Bu yazımızda Yanbeğ’in bizlere bıraktığı kültürel mirasından bahsedeceğiz. Öncelikle kitaplarını ele alalım.

1- Bayburtlu Celali Hayatı ve Şiirleri 

Mahmut Kemal Yanbeğ, Celali’nin ismini geç bir tarihte duyduğu için müteessir olduğunu ifade eder. Tokat’tan Bayburt’a döndüğü tarihlerde sıkı bir saha araştırması yaparak Celali’nin köyü olan Ozansu’ya gider. Yaşadığı çevrede onu yakından tanıyanlarla görüşerek şiirlerini derler. Celali Baba’nın bazı şiirlerinin hikayelerini Mahmut Kemal Yanbeğ’den öğreniyoruz. Yanbeğ, Bayburtlu Celali kitabını 1927’de tamamladığı hâlde yayınlayamadı. 1963 tarihinde Eczacı Tevfik Hacıbeyoğlu adındaki bir öğrencisinin ve Yanbeğ’in ocağımız dediği Bayburt Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin katkılarıyla yayın hayatına kazandırıldı. Kitabın sonunda yer alan ‘Eserdeki Mahalli Adlar Hakkındaki İzahat’ bölümü ise bir o kadar ehemmiyet arz etmektedir. Bayburtlu Zihni ve hocası Hacı Osman Efendi, Mehmet Turan, Tevfik Çoruh, Hattat Hüseyin Özeler gibi mühim şahsiyetleri kısaca tanıtan bilgiler sunulmaktadır.

2- Trabzon’un Fethi 

1952’de Mahmut Kemal Yanbeğ’in Trabzon’da görev yaptığı dönemde Trabzon İlini Kalkındırma Cemiyeti Neşriyatı tarafından yayınlanmış 15 sayfalık kısa bir kitapçıktır. Fatih’in 1461’de Trabzon’u fethini anlatmaktadır. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ile Fatih Sultan Mehmet’in Otlukbeli Savaşı öncesindeki gelişmeler, Trabzon Rum imparatorunun teslim oluşu ve buna rağmen Trabzon halkının Osmanlı’ya direnişi, Hoşoğlan’ın kahramanlığı ve 19.yyda Hoşoğlan’ın mezarında yapılan araştırmalara dair bilgiler yer almaktadır. Kitapta ayrıca şiilikle ilgili kısa bilgiler de var. Hz. Hüseyin Efendimizin hanımının Sasani hükümdarı 3. Yezdicerd’in kızı olmasından dolayı İranlıların Hazreti Hüseyin’e olan sevgilerinden de bahsedilmektedir.

*Trabzon Tarihi

Mahmut Kemal Yanbeğ’in kızı Sevinç Yanbeğ, yayınlanmamış olan Trabzon Tarihi adında bir kitap çalışmasından bahsetmektedir. Yazısında ‘Trabzon’un Fethi’ isimli kitaptan hiç bahsedilmemiştir. Bu nedenle Sevinç Yanbeğ’in bahsettiği Trabzon Tarihi adlı kitap çalışmasının Trabzon’un Fethi adıyla piyasada yer aldığı düşüncesindeyim.

Dergilerde yer alan yazılarına değinelim biraz da…

1- Türk Folklor araştırmaları Dergisi

Mahmut Kemal Yanbeğ, Halkevi Müdürü olarak 1938 tarihinde Türkiye’de ikincisi Bayburt’ta düzenlenen Saz Şairleri Haftası’nı organize etmiştir. Ve bu organizasyonun hangi şartlarda gerçekleştiğini, hangi aşıkların katıldığını, kimlerin katılamadığını, bu şölende şairlerin okuduğu şiirleri, atışmaları kayıt altına almıştır. Kitap hâline getirdiği eserini yayınlama fırsatı bulamamıştır. 25 yıl sonra bu eserini Türk Folklör Araştırmaları Dergisi’nin yetkilileri kendisinden teslim almış ve  1963-1966 yılları arasında dergide kısım kısım yayınlanmıştır. (T.F.A. Sayı:166)

Mahmut Kemal Bey’in vefatından sonra Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu’nun ve kızı Sevinç Yanbeğ’in 1967 tarihinde bu dergide hakkında yazıları bulunmaktadır. Ziyaeddin Fahri hocanın babası Bayburt’ta kadılık yapmış. Mahmut Kemal Bey ise onun babasını iyi tanıyormuş ve Fındıkoğlu’na babasını anlatırmış. Aralarında bu şekilde bir ünsiyet varmış. Fındıkoğlu, Yanbeğ’in Zihni’nin oğlu Ahmet Revayi’yi yakından tanımasının ehemmiyetine vurgu yaparak Erzurum Manileri konusunda Yanbeğ’in kendisine gönderdiği bir mektubu aktarır.

Sevinç Yanbeğ de aynı sayıda yer alan babasının özgeçmişinden bahsettikten sonra yayınlanmış kitaplarının ve makalelerinin bibliyografyasını aktarır.(T.F.A./Sayı:215)

Yanbeğ’in Temmuz 1953 tarihinde yayınlanmış olan ‘Köroğlu İstanbul’da’ başlığı altında daha eski tarihli bir yazısı yer almaktadır. Köroğlu hikayesinin bir İstanbul varyantını aktardığı bu yazısının dipnotunda, anlattığı hikayeyi 15 Ağustos 1951 tarihinde Kahri Çavuş adında Bayburtlu bir halk aşığından dinlediğini ve bu aşığın Köroğlu’nun yedi ayrı kolunun hikayesini bildiğini söylüyor. 1953’te seksen yaşlarında olan Kahri Çavuş, Tuzcuzade Mahallesi sakinlerindenmiş. Kahvehanelerde Serbesi mahlasıyla tekerlemeler söyler, hikayeler anlatırmış. (T.F.A./Sayı:48)

2- Ülkü Milli Kültür Dergisi

Ülkü Milli Kültür Dergisi’nin 1 Eylül 1946 tarihli 119. sayısında Mahmut Kemal Yanbeğ’in ‘Bayburt’ yazısı bulunmaktadır. Bu yazısında akıcı üslubuyla Bayburt’un tarihi, edebi, iktisadi vb. bir çok yönüyle tanıtımını yapmıştır.

3- Bayburt Dergisi

1950 senesinde yayınlanan Bayburt dergisinde ‘Tarihte Bayburt’un geçirdiği idari değişiklikler.’ adında bir yazısı yer almaktadır. Selçukluların fethinden Taş mağazalardaki Ermenilerin yaptığı katliama kadar olan dönemde Bayburt’ta hakimiyet kuran yönetimlerden bahsedilmektedir.

4- Bayburt’un Sesi Dergisi

Derginin 1966 senesinde yayınlanan 6. sayısında Yanbeğ’in ‘Bayburt çevresinin ilk zamanlar tarihi ve folklör kaynakları, son zamanlarda yetiştirdiği şairler’ başlıklı yazısında; Bayburt’un en eski çağlarındaki yerleşmeler ve Bayburt’ta yaşayan ilk Türk boyları ve isimlerinin kaynağı, Bozulus Türkmenleri’nin Bayburt’la ilişkisi, Çoruh Nehri’nin isminin Çorh ve Çarıkluğ Türk boylarından geldiği vb. konular hakkında bilgiler var. Yazının devamında Bayburtlu halk şairlerinden de bahsedilmekte ve Erzurumlu Emrah’ın annesinin Bayburt’un Haşya Köyü’nden olduğu vurgulanmaktadır.

Mahmut Kemal Yanbeğ’in arşivimizde mevcut olan kitaplarından ve ulusal-yerel dergilerdeki yazılarından  bahsettik. Bunların haricinde Sevinç Yanbeğ’in Türk Folklör Araştırmaları dergisinin 215. sayısında belirttiği henüz okuyup inceleme fırsatı bulamadığımız İnan Trabzon Halkevi Mecmuası’nda 16 adet, Bilgi Mecmuası’nda 1 adet, Tarih yolunda Erzurum Mecmuası’nda 2 adet yazısı bulunmaktadır. Bir de Köy Enstitüleri Layihaları adında bir kitabı daha mevcuttur. Mahmut Kemal Yanbeğ’in hayatı hakkında detaylı bilgi edinmek isteyenler Sadri Karakoyunlu’nun Bayburt Tarihi kitabına müracaat edebilirler. (Sayfa 390-391)

Son sözü Üstad Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu’na bırakalım: “Mahmut Kemal Bey, belli bir memleket çevresinin folklorunu anlayışlı bir şekilde anlatan, hafızasındakileri şahıslara ve yazıları vesilesiyle gelecek nesillere bırakmasını bilen ender folklorculardan biridir. Erzurum İdadisinde ve bütün eski idadilerde yetişen ve bugünkü üniversitelerin bile yetiştiremediği kültürlü bir münevver muallim tipi daha aramızdan ayrıldı.” (T.F.A./sayı:215)

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Zillet

Zillet
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Meydan kaldı bunca ite kopuğa
Haydutların merdi aranır oldu
Yoldan geçen mermi sıkar topuğa
Zibidinin derdi aranır oldu

Bağlanalı akıl fikir hacize,
İnsanoğlu döndü miskin, acize
Kundaktaki bebek uğrar tacize
Soysuzluğun ardı aranır oldu

Maganda can yakıp almıyor ceza
Babası yan bakar minicik kıza
Mazlumun ahından çökecek feza
Selametin virdi aranır oldu

Maddiyattan gayri her şey boşlanır
Kanlı eller ile cennet düşlenir
Şarlatanlar için arif taşlanır
Soytarının tardı aranır oldu

Hortumcuyu moda olmuş saklama
Adaleti, hâyâl kurup bekleme
Zenginimiz muhtaç imiş reklâma
Kimsesizin yurdu aranır oldu

Üç kuruşa baba oğlu kazıklar
At hırsızını tay çalan yazıklar
Şöhret olmuş şimdi kanı bozuklar
Kepazenin gerdi aranır oldu

Garip Önder der ki kıyamet yakın
Faydasız bilgiye ederiz akın
Otuz iki farzı sormayın sakın
Abdestteki dördü aranır oldu

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Bayburt’un Yitik Şiir Sandığı

Bayburt’un Yitik Şiir Sandığı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Zihni, İrşadi, Celali, Hicrani…. Bayburtlular için yeri doldurulamayacak olan mücevherlerdir her birisi. Saydığım isimlerden sonra da Ağlar Baba, Süleyman Ruhi, Burhani, Hilmi Baba gibi şairler zikredilir.

Bayburtlu şairlerden bahseden antoloji kitaplarında üç aşağı beş yukarı hep aynı isimlere yer verilmiştir. Peki Bayburt’tan bu isimlerden başka hiç şair çıkmamış mıdır diye kendi kendime sormadan edemedim. Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım ismi hiç zikredilmeyen Bayburtlu şairlerimizden bahsetmek ve bundan sonrası için antoloji çalışması yapacak olan araştırmacılara ışık tutmaktır.

 
Bayburtlu şair olarak bildiğimiz eserleri günümüze ulaşabilmiş olan en eski şairimiz Muhammed Emani Beğ’dir. Emani Beğ, 1. Şah Abbas’ın emiridir. Bayburt doğumlu olsa da daha ziyade Herat civarında yaşamıştır. Divanı Fatih Erbay tarafından, manzum hikayeleri de Mehmet Turgut Berbercan tarafından yayınlanmıştır. Emani’nin divanından bir şiir aktaralım.
 
Canan gamı kim bu dil-i nalana ulaşmış
Nisbet erür ol gence kim virane ulaşmış
 
Şeyday-ı gönül birle gamın demek olur kim
Bir tıfl varıp arif-i irfana ulaşmış
 
Bezmide men-i zarı görenler dediler kim
Derviş acep vaz ile sultana ulaşmış.
 
Can verdiğimi tavfıda görgeç dedi ol şuh
Pervane meğer şem-i şebistana ulaşmış
 
Yüz şükr ki aşıklar ara söylenecekdir
Ol zar verip canını canana ulaşmış
 
Şeydalığı tagyir edemez hergiz Emani
Ol şive varıp çün gönül ü cana ulaşmış
 
Bayburtlu Zihni’den önceki dönemlerde ilimizde yaşayan ve eser bırakan bilmediğimiz şairlerin keşf edilmeyi beklediğini düşünüyorum. Günümüze ulaşan Bayburtlu bir şaire ait çok eski tarihli bir cönk ya da defter mevcut değildir. Edebi bir eser olmasa da yararlanabileceğimiz bir tane kaynak var şu an için. 3. Murat döneminde yaşayan Bayburtlu Osman’a ait Tevarih-i Cedid-i Mirat-ı Cihan adlı kitap. Bu eser dokuz bölümden oluşmaktadır. Hüseyin Nihal Atsız çoğu bölümünün yırtılmış olduğu kopyasına bir kitapçıda rastlamış. Sadece 40 sayfalık tarih bölümünün çevirisini yapmıştır. Bayburtlu Osman kitabında tarihi olayları birbirine karıştırmış, baştan sona hatalı bilgiler aktarmıştır. O yüzden bir tarih vesikası olarak başarılı olmasa da 16. yüzyılda yazılmış olan bu eserin Kutlu Bey, Ferahşad Bey gibi Bayburtlu emirlerden bahsetmesi açısından kıymetlidir.
 
Bu kitapta üç tane şiir bulunmaktadır. Birincisi Ferahşad Bey’in Ferruhi mahlasıyla yazdığı Naat-ı Şerif’tir. İkincisi, Celal Çelebi adında bir şairin muamma türünde yazdığı şiirine Bayburt’ta yaşayan Ahmed Çelebi adında bir şairin cevaben yazmış olduğu ‘Cevab-ı Ahmed Çelebi’dir.
 
Üçüncüsü olarak müellif; “Bayburt’ta merhum Yusuf Çelebi ki ulemadan idi, onun şi’r-i cânfezalarımdandur, kitâbıma derc ettim” diyerek kim olduğunu bilmediğimiz Bayburtlu bir şairin şiirini aktarmaktadır. Şairin ulemadan dediği ve merhum olarak yad ettiği Yusuf Çelebi’nin şiirinde Hüzni mahlasını kullandığı görülüyor. Demek ki 16. yüzyılda veya daha öncesinde Bayburt’ta Hüzni adında unutulmuş bir şairimiz de varmış. Bayburtlu Osman onun şiirlerini gönüle ferahlık veren, cana can katan şiirler olarak yorumluyor. Ahmed Çelebi’ye ait olan yukarıda bahsettiğim şiir hem çok uzun hem dili ağır olduğundan dolayı yerine diğer iki şiiri aktarmak istiyorum.
 
 
Naat-ı Şerif – Ferruhi (Ferahşad Bey)
Gülşen-i ruhsarunun hoş nevbahârı çağıdur.
Kim görürse aks-i ruhun aklın anın tağıdur.
 
Akl u fehm ü sabr-i dilni nice yığam bir yere?
Gözlerün, kirpiklerün cânâ amânsız tağıdur.
Hatırı rencide olmuş bu kadar sözden ki, men
Demişem nâzük vücûdun taze gül yaprağıdur.
 
Bilmezem reng-i hayâli mi görünen yahud ol,
Aşıkun kanına batmış dilberün barmağıdıır.
 
Ferruhi kimdür kapumda ‘aşık-i sâdık dedi
Dedi Ey Sultan-ı alem ayağın toprağıdır.
 
Hüzni (Yusuf Çelebi)
 
Acîz’, müte’acciz kul çün ehli cahim oldı,
Ben acizün enduhı derda ki delim oldı.
 
Ben acze giriftâram, hiç kudrete yok çarem,
Bağrımdaki bu yaram Yarab ne elim oldı.
 
Nefs uyalı Şeytana düşdüm nice ‘isyana,
Nefsâni hava câna vâveyli zahim oldı
 
Her derdime dermanım senden ola sultanım,
Nedem ki tenüm canım ma’lûl u şakim oldı
 
Hüzni kuluna matlab eltafun olur agleb;
Lutfun sıfatı Yarab çün Rabb-i Rahim oldı
 
Bayburt’ta ismi daha önce hiç duyulmamış olan öyle bir şairimiz var ki muhteşem bir kalemi var. 19. yüzyılda yaşayan bu şairimizin adı Bayburtlu Şevket Bilali’dir. Kaynaklarda hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Prof. Dr. Mehmet Fatih Köksal’ın şahsi kütüphanesinde mevcut bulunan bir divanı vardır. Şükran Temur adındaki bir araştırmacının “19. Yüzyılda Bilinmeyen Bir Eser: Bayburtlu Şevket Bilâlî Divânı” adındaki makalesinde bu divandaki şiirlerinden yararlanarak Şevket Bilali’nin hayatı hakkında bilgiler aktarıyor.
Makalede verilen bilgilere göre Bayburtlu şairimiz şiirlerini kaleme aldığı tarihte yüzbaşı rütbesinde olan bir komutandır. Telgrafhanede görev yapan şair, şiirlerinde Şevket mahlasını kullanmaktadır. Tasavvuf ehli bir divan şairidir. Nakşibendi tarikatının Halidiye koluna mensup olup Malatyalı Şeyh Hasan Visali Efendi isminde bir mürşide intisaplıdır. Şevket Bilali’ye ait bir şiirle yazımızı sonlandıralım.
 
Bu sırra irmedi aklım beni nâlân iden kimdir
Yakup bu sîne-i çâki cânım sûzân iden kimdir
İden kimdir yapan kimdir sualine cevâb bildir
Kapusunda nice yıldır beni mihmân iden kimdir
Gehi minnetlere atup gehi topraklara katup
Gehi zarâr idüp satup soyup uryân iden kimdir
Türâb oldum türâbından harâb oldum harâbından
Yakup bendim firâkından beni biryân iden kimdir
Garîb serseri mestâne soyunup hırkadan uryân
Tağ u sahrâları seyrân beni devrân iden kimdir
Gönül ağlar visâlînden yanup gitti hayâlinden
Görem dir gel cemâlinden beni mestân iden kimdir
Sual itsem sana ey dil seni virân iden kimdir
Yeter ağladığım güldür beni giryân iden kimdir
Firâkından yakup gittin garîb bülbül gibi ötdün
Gül-i gülzârını n’itdün seni hayrân iden kimdir
Saçı sünbül gözi ahû yanup ağlar gönül ya hû
Yine Şevket ider âhı beni hicrân iden kimdir
 
Ferruhi, Hüzni, Şevket Bilali… Kimbilir tozlu raflarda keşfedilmeyi bekleyen daha nice cevherlerimiz vardır…

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Bayburt’un Yitik Türküleri

Bayburt’un Yitik Türküleri
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Saman kokulu eski kitaplardan aldığım hazzı hiçbir yerde bulamam. Sebebini bilmiyorum ama benim için apayrı cezbediciliği vardır eski kitapların.

Kütüphanede çalıştığım dönemlerde gözlerim radar gibi ciltlenmiş bu antika kitapları arar, bulurdu. O isimsiz, künyesiz ciltlerin arasında ne değerli hazineler çıkar ve beni nasıl mest ederdi bir bilseniz. Eskinin gizeminden, cazibesinden midir yoksa eski yazarların çalışma disiplinine olan güven duygularımızdan mıdır bu eserlere rağbetimiz bilemiyorum. Hele bir de bu eserlere düşülmüş asırlık derkenar notlarına rastlayınca değmeyin keyfime. Bir seferinde sahaftan sipariş ettiğim Mahmut Kemal Yanbeğ’in yazdığı kitaba, okuyan kişi tarafından çok ilginç notların ve hatıraların kurşun kalemle yazılmış olduğuna şahit oldum. Merak edip araştırdık ve bir arkadaşımız bu yazıları yazan kişinin Fırat Kızıltuğ üstadımızın olduğunu tespit etmişti. Bazen de aldığımız bir kitap, sürpriz şekilde tanıdık isimlere imzalı çıkar ve ‘böyle bir nadide eseri niye sahafa satmış bu vefasız’ diye o tanıdığımıza içerlediğimiz olur.

İşte yine böyle eski baskılı bir kitap temin etme fırsatım oldu. Murat Uraz’a ait 1933 tarihli Halk Edebiyatı Şiir ve Dil Örnekleri adında çok kıymetli bir eseri bulup okudum. Bu kitapta; şiir, türkü, mani, atasözü, eşya ve hayvan isimleri vb. bir çok konuda derlemeler var. Yazar Trabzon doğumludur ve Erzurum Lisesi’nde müdürlük yaptığı dönemde kitabı kaleme almış. Dolayısıyla Erzurum’a ve Trabzon’a çok fazla yoğunlaşmış araştırmalarında. Bayburt için biraz ketum davranmış diyebiliriz. Yine de bu kitaptaki Bayburt’a ait kayıtlar kültürümüz  adına çok ehemmiyetli. Keşke Murat Uraz çalışmalarında Bayburt’a daha fazla yer ayırsaymış diye içlenmeden edemedim.

Sözü daha fazla uzatmadan Murat Uraz’ın kitabında Bayburt’a ait olarak gösterdiği dört tane türküyü sizlerle paylaşmak istiyorum:

1-Türkü: İlk türkümüzün Kop Köyü’ne ait olduğu belirtilmiş. İlk defa duyduğum ve internet üzerinden araştırdığımda herhangi bir kaydına ulaşamadığım bu türküyü kim bilir belki Kop Köyü’ndeki yaşlılarımızdan hatırlayan vardır.

Gök yüzünde uçup giden durnalar!
Eğlenin arz edek hâllerimizi
Hem kavm kardeşim hem anam babam,
Deyin gözetmesin yollarımızı!
  
Kebabı pişirir meze ederler,
Eski dertlerimi teze ederler,
Gündüz akşama dek ceza ederler,
Akşama bağlarlar kollarımızı!
  
Ben de bey oğluydum, kendi hâlime,
Şahin kuş da kondururdum dalıma,
İpek şal da bağlar idim belime
Şimdi kendir kesti bellerimizi!
2. Türkü:
 Çıhıp bahçelerde salınmaz mısın?
 Gonca güller gibi açılmaz mısın?
 Sen benim hâlimden anlamaz mısın?
  
 Alup seni hangi diyara gidem?
 Sensiz yârim bu cihanda ben nidem?
  
 Bir giderim, beş ardıma bakarım,
 Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim,
 Hem ayrılık hem gurbetlik çekerim,
  
 Alup seni hangi diyara gidem?
 Sensiz yârim bu cihanda ben nidem?
  
 Demirciler demir döver tunç olur,
 Sevip sarıp ayrılması güç olur,
 Ben gidersem senin hâlin nicolur?
  
 Alup seni hangi diyara gidem?
 Sensiz yârim bu cihanda ben nidem?

Bu türküyü araştırdığımızda Cahit Öztelli’nin adına ulaşıyoruz. Başka bir kayıt bulamıyoruz. Usta edebiyatçı Cahit Öztelli’nin de meslektaşı Murat Uraz’ın eserinden yararlanmış olabileceği ihtimal dâhilinde.

3. Türkü:
 Kömür gözlüm ne gezersin bu bağda
 Bu bağ bizim güzellerin bağıdır
 Aklan uyup yuva yapma bu bağda
 Felek vurur yurdun yuvan dağıtır
  
 Kömür gözlüm bana yazık değil mi?
 Ağladıkça gözlerimden kan gelir,
 Leblerinden bir çift buse verende;
 Ölmüş iken cesedime kan gelir!
  
 Kömür gözlüm ben buradan gidersem
 Hoşça geçin yaranınla eşinle
 Gurbet ilde kem haberin alırsam,
 Döğünürüm kara bağrım taş ile!
  
 Kömür gözlüm bakışından doyamam,
 Hâllerin çok birer birer sayamam,
 Yârim küçük uyartmaya kıyamam,
 Kıyabilsem gör ki neler eylerim!

Halk türküleri konusunda bir yetkinliğim olmadığından meselenin teferruatını işin uzmanlarına bırakmak istiyorum. Ancak şöyle bir tahmin yürütebiliriz. Erzurum’da Trt radyosunun mevcudiyeti Erzurumluların kayıtlı türküleri sahiplenme hususunda ellerini kuvvetlendirmiş olmalı.

4. Türkü:
 Sabah oldu tan yerleri atıyor
 Cümle kuşlar destur almış ötüyor
 Ayşeciğim odasında yatıyor
  
 Şakı bülbül var uyandır yârimi!
 Ben kıyamam sen uyandır yârimi
  
 Çıkabilsem sarayının köşküne
 Cam boyanır amber ile miskine
 Seni beni Yaratanın aşkına
  
 Şakı bülbül var uyandır yârimi!
 Ben kıyamam sen uyandır yârimi
  
 Sabah olsun ben bu yerden gideyim
 Garip bülbül ile feryat edeyim
 Sen dururken ya ben kime gideyim
  
 Şakı bülbül var uyandır yârimi!
 Ben kıyamam sen uyandır yârimi

Son türkünün farklı bir varyantı merhum bestekâr Cüneyt Koşal tarafından Hüseyni makamında notaya aktarılmıştır. Ayrıca Keskin yöresine ait bir eser sayılıp Hacı Taşan’ın kaynak kişi gösterildiğini ve bir çok sanatçı tarafından yorumlandığını da söyleyebiliriz.

Netice: Benim bu yazıyı kaleme almaktaki amacım 1933 tarihli bir kitapta Bayburt türküsü olarak kayıt edilen eserleri gün yüzüne çıkarmaktır. Bundan sonrası işin uzmanlarının karar vereceği bir çalışma sahasıdır. Benim halk türküleri konusunda daha fazla fikir beyan etme yetkinliğim yoktur. Bu türkülerin kesin olarak Bayburt’a ait olup olmadığının işin erbabı olan halk bilimi araştırmacıları ya da müzisyenler tarafından tetkik edilmesi icap eder. Son sözü onların söylemesi gerekir. Biz de Bayburt folklorüne küçük bir katkı sunabildiysek ne mutlu…

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Buz Dağı’nın ardında ziyan olanlar

Buz Dağı’nın ardında ziyan olanlar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçmişten günümüze insanlığın kanayan yarasıdır torpil. Çevremizde torpil mağduru olmayan, iş başvurusunda haksızlığa uğramayan yoktur neredeyse. Bir tarafta çalışan, emek veren insanlar emeğinin karşılığını beklerken diğer tarafta başkaları referans aracılığıyla hiçbir emek sarf etmeden hedefe ulaşıyorlar. Ne yazık ki hiçbirimiz bu probleme bir çözüm bulmayı düşünmeyiz de çarpık düzeni kabullenerek gemisini kurtaran kaptan olmaya çabalarız. Torpilden şikâyet ederiz ama çözüm yolunu yine kendimize torpil bulmakta görürüz.

Memleketimizde torpil hastalığı fıkralara konu olacak kadar ağır bir travma hâlini almıştır. Süleyman Demirel’in “Kayserililer gelmesin, onlar bizden fabrika isterler. Bayburtluları bırakın gelsin, ya iş için ya da tayin için torpil istemeğe gelmiştirler.” sözü ne kadar gerçektir bilinmez ama hayli düşündürücüdür.

Yakın zamanda canlı telefon bağlantısıyla bir radyo programına katılan siyasilerden birisinin torpil eleştirilerine verdiği cevaplar manzarayı özetler niteliktedir. Kendisine, ilimizdeki bir kamu kuruluşuna yapılan haksız istihdam ile ilgili sual sorulunca bu yönetici beyefendi, istihdam edilen şahıs için “Torpil yapmadık. Bu genç, parti yönetiminde benim yanımda çalışarak liyakat kazandı ve bu göreve layık görüldü.” diye bir açıklama yaptı. Programı sunan radyocu ise “Liyakat kazanmak için parti yönetiminde çalışmak mı gerekiyor?” diye haklı bir soru yönelterek noktayı koydu.

‘Yavuz hırsız, ev sahibini kovar’ sözü gereği; kimse, tavuğuna kışt dedirtmez elbet. Artık siyaset, torpili referans kisvesi altında meşrulaştırma eğiliminde. ÖSYM tarafından yapılan sınava (80-240 Tl) her sene onca masraf ödeyip sınavdan yüksek puan alanların emekleri ziyan olurken sınava girmeden ya da düşük puanla istihdam edilmenin neresi meşrudur acaba. Biz bilmeyiz, büyüklerimiz daha iyi bilir.

Siyasilerin istihdamı rant kapısına çevirmeleri ucuz bir zihniyetin ürünüdür. Halk, yöneticilerden torpil bekleyebilir. İyi bir yönetici halkı düşünür ancak halk gibi düşünmez. Daha ileriyi görür. Gerçek çözüm yolu, şehirdeki istihdam kaynaklarının nasıl artırılacağına yönelik çalışma yapmaktır. Yöneticilerin görevi şehre kaynak bulmak ve istihdamı artıracak cazip projeler üretmektedir. Tıkandığı yerde toplumun da desteğini alarak memleketine faydalı olacak kalıcı bir eser bırakmaktır. Kimin hangi işte çalışacağı siyasileri ilgilendirmemeli. Bayburt’ta bu işler nasıl yürütülüyor peki? Şeffaflık olmadığından kimsenin yapılan istihdamdan haberi olmuyor. Kapalı perdeler arkasında listeler dönüyor. Şehre bir yatırım yapılacak olsa müessesenin temeli atılmadan, kurumun müdürü dahi atanmadan çalışacak kişilerin isimleri belirlenmiş oluyor. Nerede bir istihdam kaynağı varsa; var olan kaynakları tekelimizde toplayalım, herkes bize muhtaç olsun, bizim elimizi, eteğimizi öpmeyen kimse iş bulamasın mantığıyla yürüyor işler. Küçük insanların düşüncesi bu kadar küçük olur.

Anadolu’nun ilk fatihlerinden olan Ebul Hasan Harkani Hazretleri’nin şu sözü ne kadar kıymetlidir. “Ben yokken bu eve gelen herkese ekmek verin. Dinini, inancını sormayın. Allah’ın can verdiği her insan bizim soframızda da ekmek yemeğe layıktır.” İşte böyle bir ulvi düşünceye sahip olan, bütün mahlukatı kucaklayan değerlerimizden uzaklaştık. Birbirimizi ötekileştirirken insani değerlerimizi içi boş sloganlarla sahiplenme gayretindeyiz. İlimizdeki yöneticilere itimat göstererek tayin edenlerin hissesine düşen son bir hikâye ile sözümüzü bağlayalım.

Ülkenin birine yeni bir vali atanmış. Vali, tuhaf yasalar getirip halka eziyet etmeye başlamış. Mesela bir adamın evinin damına güvercin konmuş. Valinin adamları, “Bu güvercinler valinindir. Sen valinin güvercinlerini çaldın” diye suçlamışlar. Adamcağız, “Kuştur bu. Canı istediği yerde uçar.” demişse de anlatamamış derdini.” Ya fidye verirsin ya da valinin güvercinlerini çaldın diye seni hapse atarız” demişler. Adam, çaresizlik için de fidye ödeyip hapisten kurtulmuş. Başka birisini de yolda yürürken “Yanlış taşa bastın. O taşa basmak suçtur” diye durdurup hapse atmışlar. Bu adamın on yaşında bir oğlu varmış. Babasını kurtarmak için uzun yollar aşarak padişahın sarayına varmış. Yeni valinin halka zulmettiğini, babasının da yanlış taşa basmak suçundan hapse atıldığını anlatmış. Padişah, çocuğa inanmamış. “Gönderdiğim vali benden en çok korkan valimdir” demiş.” Benden korktuğundan halka eziyet edemez. Sen yalan söylüyorsun.” diyerek çocuğu kovmuş. Çocuk, saraydan uzaklaşırken padişaha şöyle demiş. “Padişahım sizden korkan değil de Allah’tan korkan bir vali gönderseniz olmaz mı?” Bu söz padişaha çok tesir etmiş ve hemen valiyi değiştirmiş ve Allah korkusu olan insaflı bir vali göndermiş.

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku