Nahit İmaç

Nahit İmaç

20 Mart 2016 Pazar

İzmir’de Bayburt misafirperverliği

İzmir’de Bayburt misafirperverliği
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İzmir’e doğru yola çıkmıştık. Kendi aramızda güle eğlene, konaklaya konaklaya piknik havasındaki yolculuğumuzda evlerin yanından şehirlerin içinden geçtikçe yolumuz Ege’ye daha da yaklaşıyordu. Bir Bayburtlu edasıyla Türkiye’nin öbür ucuna gitmenin bir heyecanı vardı, bir de bizi oraya götüren Bayburtspor sevdası…

İl dışına çıkıldığı zaman bir Bayburtlunun arayacağı önceliklerden biri muhakkak gurbetteki hemşerileridir ve bu gurbetteki hemşerilerin buluşmasına vesile hemşeri dernekleridir. Çünkü dernekler, hemşerileriyle yakından ilgilenmekte, samimi ortamlar oluşturmakta ve yardımlaşmayı öngörmektedir.

 

Bayburt Aliağa Derneği bunlardan sadece biri. Dernek insanların gelip oyun oynayıp,  çay içeceği bir mekan olmayıp il dışından gelen hemşerilerine destek olmak, onların yanında olup, yabancı olmadıklarını kendilerini güvende hissetmelerini sağlamaktır.  Öyle ki Bayburtluların Abisi Sayın Kenan Yavuz’un hemşerilerine tanımış olduğu bu iş imkanları sayesinde burada çalışan Bayburtlular, dernek çatısı altında birlikteliğini koruyorlar..

Bayburt Aliağa Dernek Başkanı Abdulkerim Kaçmaz, Ege Bölgesinde oynanan Bayburt İl Özel İdare Spor maçı için gelen Bayburt taraftarlarına ellerinden gelen imkanları sağlayarak, Petkim misafirhanesinde konaklama, dernek binasında dinlenme ve ikramlarıyla tüm hemşerilerine Bayburt kültürü gereği misafirperverliğini göstermektedir. Öyle ki; bir Çin atasözü vardır “Ulaşılması en zor zirve insanları memnun etmektir.” Her dernek kendi  imkanları ölçüsünde gelen misafirlerini böyle de  ağırlasın yeter. Böyle hemşeriler dostlar başına… ve diyoruz ki iş adamlarımızın dernekler binasının iyileştirilmesi ve kültürel faaliyetlerin yapılacağı bir alanla da desteklenmesi ile daha iyi hizmetler sağlayacağına inancımız tamdır.

Ayrıca Ege Bölgesi Bayburt Dernekleri, Balıkesir ve Körfez dernekleri ile irtibat kurarak kaynaşma sağlamaktadırlar. Bayburt Aliağa Dernek Başkanı Abdulkerim Kaçmaz ve yönetimindeki hemşerilerimiz yürekleriyle, dik duruşlarıyla, dürüst ve güven ortamında Aliağa İlçesinin, Bayburt’un yüz akı olmuşlardır.

Oysa bizler için Bayburt’tan  gurbete uzanan yolun sebebi gündemde her zaman güncelliğini koruyan hiç şüphesiz ki; eğitim ve ekonomik gelişmenin yetersizliğidir. Sorunların merkezden elbirliği, gönül birliği içerisinde yapılması için başta Valimiz olmak üzere, Belediye Başkanımız, Vekillerimiz ve tüm dernek başkanları, iş adamlarımızla bir istişare toplantısı ile derneklerin aktif rol oynama zamanı gelmiş olup, Bayburt adı geçen her yerde artık birlikte olma zamanı gelmiştir diyoruz.

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Aşkın zimmet vakti

Aşkın zimmet vakti
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Erzurum Dadaşlar diyarından bir selam aldım. Yaşar Bayar’dan sevgi dolu, muhabbet dolu kalemiyle kelamı yoğrulmuş bir dost selamı başım gözüm üstüne olsun. Aşık Veysel der ya dostlar beni hatırlasın ve hani dağ dağa kavuşmaz ama insan insana kavuşur diye; işte böyle bir dostla kavuştuk çok şükür. Yaşar Bayar’ı bundan dört yıl önce Niksar’da şiir şöleninde kendi eseriyle birinci olduğu Niksar’ın Fidanları ve Cahit Külebi şiir etkinliklerinde tanışmıştık. Yıllar sonra Yaşar Bayar’ı Erzurum’da evinde ziyaret eden arkadaşlarımız tarafından Bayder’in beş ülkenin katılımıyla gerçekleşen Bayburtlu Şair Zihni Şiir Yarışması’nda ilk beş şiir arasında yer alarak jüri özel ödülüne layık görülen, ödül törenine gelmek üzereyken geçirdiği talihsiz bir kaza sonucu programa katılamayan Alperen Enes Bayar’ı ziyaretleri sırasında yaşandı. Yaşar Bayar kendisinin on ikinci eseri olan “Aşkın Zimmet Vakti” adlı şiir kitabını hediye etti.

Yaşar Bayar’ın şiir kitabını okuduktan sonra bir şeyler yazmak çok zor oldu çünkü şiirlerindeki incelikleri, nitelikleri, akıcı üslubuyla, şiirlerde ki temaları ile dizelerin bir biri ardına akışına yetişmek mümkün değil, tasavvuf bir yandan, tevazu bir yandan, aşkı maneviyatı en güzel ahenkte anlatan şiirler, duyguları içten sorgulayan şiirler ancak bu kadar yazılır.

Şiiri genel olarak; gerek içerik gerekse söyleyiş bakımından etkilemeye, duygulandırmaya yönelik söz sanatı şeklinde tarif ederler. Belki de bunun için şiir, insan hayatının vazgeçemeyeceği bir öğesi durumundadır.

İşte biz değil sonunda şiir konuşur:

“tahammül konuşur

 

Günlerin çıkrığında tutuşmuş gül konuşur

Yokluğun dallarında garip bülbül konuşur

Susar sonsuzluklarda sabrın uhrevi dili

Her şey susar en sonunda tahammül konuşur. “ ve

 

Şair Yaşar Bayar “Şiir insana dokunur. Okur şiire nüfuz eder. İnsana dokunmayan şiir kusurlu, nüfuz edilmeyen şiir eksiktir. Şiirin eksikliğini tamamlayan okur, insanın kusurunu örten şiirdir Şair; insan olmaklığıyla nakış yanını, şair olmaklığıyla kusurlu halini bertaraf edebilir. Bu, şairin imtiyazıdır. Şiirin insana dokunuşu tahattur, okurun şiire nüfuzu liyakat ile alakalıdır. Şiiri insana dokunur kılan, onun nevi şahsına münhasır dokusu; insanın şiire nüfuzunu mümkün kılan, onun haysiyetidir. Şiir insana dokunur; çünkü beşeriyetin kaygısından hem insan hem de eşya ızdırar halindedir. İnsan şiire nüfuz eder; çünkü durduğu yer kaygı duyduğu, varacağı menzil nihayetinde kalmak istemediği yerdir. Şiirin dokunuşu insanı tahrik eder, şairin muharriki ile insan kendine yol arar; yol aramaya başlamışsa şiirin menfezleri insana açılır. Şairin dokusu, şairin dili niçin ve nasıl ördüğüyle; insanın sıhhat alameti, onun, dünyayı niçin ve nasıl gördüğüyle anlaşılabilir ……” der şiirlerinin o güzelliğiyle baş başa kalalım.

Devamını Oku

Çoruh’un kolu oldum, adeta Çoruh’laştım

Çoruh’un kolu oldum, adeta Çoruh’laştım
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de ilk şiir akşamlarının duayeni olarak bilinen hemşehrimiz Halil Soyuer’i aramızdan ayrılışının 11. yılında saygıyla rahmetle anıyoruz.

Kendileriyle Bayburt Dede Korkut Şenlikleri’nde tanışma fırsatı buldum. Öğretmenevi salonunda kendi ifadesiyle söylediği; “Her ne kadar Balıkesir Havran doğumlu olsam da aslım Bayburt’ludur” ifadeleri hala kulağımda.

Balıkesir Havran Belediyesi ve Kazdağı Şairleri tarafından “Halil Soyuer Geleceğin Şairleri” adıyla şiir yarışması düzenlendiğini şiirin yeni duayeni Tokat’lı şair Hasan Akar’dan öğrendim. Açıkçası hemşehrimiz Halil Soyuer adına böyle organizasyonların düzenlenmesi çok hoştu. Aynı duyarlılığı tüm hemşerilerimizden de bekliyoruz. Yahya Akengin, Dede Korkut Şenliklerinde Şiir Akşamlarının vazgeçilmez şairlerinden Türk Edebiyatının bu güzide insanı Halil SOYUER’i Bayburt’la tanıştırdı. Ayrıca hemşehrimiz Ali Kemal Parıldar Bayburtlu Şairler Antolojisinde Halil Soyuer’i de Bayburtlu şairlerden biri olarak ele almıştır.

Halil Soyuer, Bayburt’lu olduğunun nişanesi olarak kendisinin çok samimi, sempatik ve şiir okunurken bütün insanların dikkatini üzerine çeken sevecen hali ile konuşmaları o anki; “Bayburt Güzellemesi” şiirini kendi sesiyle okuyuşu şu an sanki kulaklarımızı okşuyor. O’nu şiirleriyle her zaman anacağımızı belirterek “Bayburt Güzellemesi” adlı şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

BAYBURT GÜZELLEMESİ

İlk defa ayak bastım kutsal topraklarına

Ey içimden yıllardır Çoruh’ça taşan Bayburt

Sen benim ata yurdum, sen baba diyarımsın

Tarihte, coğrafyada Türk’e yaraşan Bayburt

 

Allah kısmet etti de, işte koştum bağrına

Yıllardan sonra işte mesafeleri aştım.

Babamın diyarında ben dün sabahtan beri

Çoruh’un kolu oldum, adeta Çoruh’laştım.

 

Nasıl ki her mevsimin bir vakti var dünyada,

Her meyvanın nasıl ki dalında zamanı var,

Bayburt sevgisi yaşar senelerdir içimde

Çünkü damarlarımda bir Bayburt’lunun kanı var

 

Gururla dolaşırken geniş caddelerinde

Gönül çiçeklerinden sana birkaç taç ördüm ben.

Genç olsun, yaşlı olsun karşıma kim çıktıysa

Hepsinin yüzerinde hep babamı gördüm ben.

 

Kokunu taşımayan rüzgarlar rüzgar değil,

Her akşam doğmalısın günün battığı yerden

Otların, ağaçların, çiçeklerin bambaşka

Yeşilin bile başka ey Bayburt yeşillerden…

 

Bayburt’lu bir sabaha açtım ya gözerimi

İşte dünya gözüyle seni gelip gördüm ya,

Artık Bayburt, şu dünya cennetinde

Taşısın ey Bayburt artık dünya.

 

Affet beni Bayburt bir daha ki gelişte,

Koklayıp yiyeceğim kop dağındaki karı.

Ankara’dan geçerse hemen tanıyacağım,

Senin üstünden Bayburt’lu bulutları

 

Ey Bayburt sana geldim kulak ver şu sesime,

Bu sevda dile düştü, bu hasret taşı deler.

Dün sabah uyanınca ziyaretime geldi.

Etrafı gururla çevreleyen tepeler.

 

Ölürsem de gözlerim açık gitmez ki artık

Bayburt’ta işittim ya bir Bayburtlu sesini

Bayburt’lu sabahları iyi göreyim diye

Geceleri örtmedim odanın perdesini.

 

İlk defa selamladım, yüreğimle ilk defa

Kucağıma atılan Bayburtlu bir sabahı.

Döksem gözyaşlarımı şu Çoruh’a karışsa

Tepene anıt yapsam, dilimden düşen ah’ı…

 

Sen aldırma nüfusta kaydım Balıkesir’se

Sen nasıl Bayburtlusun diyenlere şaşarım.

Çünkü ben şu dünyada yetmiş yedi senedir.

Bir Bayburtlu olmanın gururuyla yaşarım.

 

Yarın on altı Temmuz beni sökecek senden,

Amma yıllar ararsa beni sende bulacak.

Doğduğumdan beri sen hep bende kalıyordun

Bundan sonra Soyuer, artık sende kalacak.

 

Halil SOYUER

Çoruh’un kolu oldum, adeta Çoruh’laştım

Devamını Oku

“Sana Seni Anlattım” severleriyle buluştu

“Sana Seni Anlattım” severleriyle buluştu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bayburt, edebi zenginliğini geçmişten günümüze yetiştirdiği aşıklar ve şairlerden almıştır. Yetiştirdiği değerlerin memleket sevgisi, insan sevgisi, gurbet dokunuşları, toprağa, doğaya ve dahası sevgiliye olan aşkı her şeyden önce gelir. Onun içindir ki; Şiir; “güzelliğin nefes almasıdır” diye de tarif edilir.

Bayburt’ta günümüz şair ve yazarlarının kitap imza günü faaliyetlerini ilk defa okurlarıyla buluşturan Purut Kitapevi, bu defa bir başka şaire ev sahipliği yaptı. Bu heyecan, aynı zamanda kendi aile bireylerinden olan işletme sahibi Güven PURUT’un biricik oğlu Dr. Yunus Emre PURUT’un şiir kitabının imza gününün heyecanıydı. Öyle ki; bu duygulu anları birlikte yaşamak tabii ki bir anne babanın en büyük muradıdır. Evladının mürüvvetini görmek, evladını askere uğurlamak veya diploma töreni heyecanını duymak gibidir.

İşte böyle bir imza gününde Yunus Emre Purut’u ailesi ve yüzlerce şiirsever dostu yalnız bırakmadı.

Sokak Kitapları Yayınları tarafından baskısı yapılan “Sana Seni Anlattım” adlı Dr. Yunus Emre PURUT’a ait şiir kitabını okuduğunuzda ana temada sevgili’yi görürsünüz. Okudukça okuyasınız gelir. Bir de kendi sesinden kendi şiirlerini Mazlum Çimen’nin nameleriyle seslendiren bir cd görürsünüz kitabın son sayfasında… İçindeki duyguları seslenişleri, sevgiliye olan ifadeleri hani kalbin dile gelişi derler ya o olsa gerek, bütün hislerini var olan gücüyle ona ulaşmaya, ona seslenişlerde bulunmaya ona şiirlerde dokunmaya çalışıyor hatta onu ilham perisi yapan şiirlerde arıyor. Onda sitem de var dahası herşeyi onun sevgisiyle paylaştığı sevgilisi var;

“Sen bana hissettiklerim aşk değil dediğinde,

İçimden bendeki de aşktan öte diyordum.

Sanırım ben olduğun seni değil de;

Kendime tanıttığım seni seviyordum…

Yanılmışım değişemediğim gözlerinde,

Gelecekte ikimizin resmini görüyordum.”

 

Herkesin sıkça söylediği bir söz vardır: “Her Bayburtlu Şair doğar” diye… Belki de hayat bir şiirdir. Daha nice yeni imza günlerinde buluşmak dileğiyle.

 

Devamını Oku

Dünden Bugüne Kadın’ın Yeri ve Önemi

Dünden Bugüne Kadın’ın Yeri ve Önemi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mart ayı önemli gün ve haftaların yoğun olduğu bir aydır. Bu ay ki konumuz da hiç şüphesiz ki aile bireyinin temel taşı olan Kadın (Ana)dır.

Kadın evin direğidir. Erkeğin gücü, yaşamın bir parçası hayatın önemidir. Öyle ki; İslamiyet de kadınının yeri çok önemli idi. İslam ile şereflenen kadın, karınlıktan aydınlığa çıktı. İlk vahyin geldiği günlerde Peygamber Efendimiz bu şerefi ilk önce hanımı Hz. Hatice ile paylaştı. Peygamberimiz kadınlara çok önem vermiş, onların ezilmesine, aşağılanmasına, bir mal gibi alınıp satılmasına da rıza göstermemiştir. “Bir kimse kadına buğz etmesin; zira hoşlanmadığı huyları varsa, ona mukabil memnun olacağı huyları da vardır.” (Ruyazü’s-Salihin, c. 1, N. 273) hadisi şerifiyle de kadın haklarına dikkat çekmiştir.

Dede korkut hikayelerinde “Çocuk” ölçüsünde önem taşıyan konulardan biri de “kadın”dır. Bu önemin nedeni de, öteden beri süregelen Türk geleneğine dayanır. Eski Türklerde kadının devlet yönetiminde söz ve yargı sahibi olacak ölçüde geniş yetkileri bulunduğu biliniyor. “Hakan ile evlenen kadına, “Sultan Hatun” dendi ve Hakan’la eşit sayıldı. Hakanlar tarafından çıkarılan kanun ve fermanlar, “Hakan ve Hatun Buyuruyor ki” diye başlar ve altında Hakan’la beraber Hatun’un imzası da bulunurdu. Gelen elçileri Hakan, Hatun’la birlikte kabul etmezse, bu hareket elçiye ve dolayısıyla o devlete hakaret sayılırdı. Çocuklar üzerinde velilik hakkı sadece Hakan’a değil, Hatun’a da aitti. Hatun ile müşavere ederdi. Halk içinde durum aynıydı.

Bunların yanında kadın, siyasi ve askeri faaliyetlere de katılırdı. Binicilikte, kılıç kullanmak ve ok atmakta, savaşmakta çok mahirdi. Kadın toplum içinde daima bir ahlak timsal, iffeti numunesi olarak yaşamış, erkekleri tarafından hürmet ve itibar görmüştür. 13. ve 14. asırlarda Türk aile yapısında karı koca birbirine bağlı ve hürmet kardı. Erkek hanımına, “Hey başımın bahtı, evimin bereketi, kara saçlım, çatma kaşlım, evimin direği” gibi sözlerle hitap eder ve buna göre muamele ederdi. Çünkü, varlığın sürekliliğinin bilinmesinde ana etken, kadındır. Bu gerçeğin bilincine erdiği içindir ki, Türkler, toplum katında kadını yüceltmeyi bilmişlerdir. Dede korkut hikayelerinin en özgün yanı da budur.

Yine, Dede Korkut hikayelerinin “giriş” bölümünde geçen şu iki söz de, kadının erdemliliğini göstermesi yönünden ilginçtir.

“Dizini bastırıp oturunca helalli güzel

Ak sütünü doyunca değin emzirse ana güzel “

 

İşte bunları, dizini kırıp oturan, evine sahip çıkan, ak sütünü doyuncaya değin çocuğuna emzirten analar gerçekleştirecektir.

Artık kadınlar ailedeki görevleriyle birlikte toplumsal yaşamın bir parçası olan sosyal, ekonomik ve kültürel alandaki çalışmalarla da yerini almıştır. Gelişmiş ülkelerin kalkınmalarında kadınların payı çok büyüktür. Çünkü kadınlarımız hayat şartlarının zorlaştığı günümüzde yine toplumun ve geleceğimizin hizmet faktörlerinde yerini almıştır.

Bu sözleri, çağdaş dünyanın düzeyi açısından değerlendirirsek, daha somut gerçeklerle karşılaşırız. Babanın ananın, giderek bir güç olmaktan çıktığı bir toplumda, çocuk, kendisi için gereken eğitimi yaratmaya çalışıyor. Çocuktaki seçebilme yeteneğinin sınırlılığı, onun daha iyiye yönelebilmesini engellemektedir. Böylece, “babalar ve oğullar”, her zaman var olan çelişkiler olarak çıkıyor karşımıza. Bu kopuklukla, ana ve baba, bakıma çocuk üzerindeki görevlerini yitiriyorlar. Toplumu, ana-baba, oğul-kız arasındaki dayanışmanın kopmayacağı biçimde yöneltmek gerekir.

 

 

Kaynak:       Dede Korkut, Adnan BİNYAZAR,            Osmanlı Tarihi; İslam Tarihi Anslp.

 

Devamını Oku