Kafamdaki sorular, yıllardır dinler arası diyalog için tüm imkanlarını seferber eden birinin neden çokça parçaya bölünmüş İslam mezhepleri arası diyalog için kılını bile kıpırdatmamasıyla başlamıştı. Neden Müslüman Birliği için hiçbir çabası olmamıştı? Acaba tüm müslümanlar bir aradaydı (!) da biz mi yanılıyorduk? Yoksa sadece onun cemaati mi Müslümandı?
Daha sonraları bir soru daha düştü usuma: Tüm şakirtler ‘’iman! İman! İman!’’ deyip duruyorlardı. Bu imandan kasıt neydi? Neye ,kime imandı? İman deyince aklımıza:
Fetoya iman,
Himmete iman,
Hizmete iman,
Sızıntıya iman,
Zamana iman,
Abilere, ablalara iman mı gelmeliydi?
Diyalogla batının ve ABD’nin gönlü fethedilmişti. Hayati reflekslerini yitirmiş, omurgasız bir İslam’dan daha iştah kabartıcı ne olabilirdi bu müstemlekeciler için? İnsanların neye, nasıl iman edeceği de belirlenmişti. Sıra devletin kurumlarına, kilit noktalarına sızıp Feto Tanrı-Krallığını kurmaya gelmişti. Takiye adı altında sayısız kişiliğe bürünen kişiliksizleşmiş müntesiplerinden ve yağmur nereye yağarsa tarlasını oraya çeken fırsatçılardan kurulu ordusu her an emre amadeydi. Ne ‘’ben sizin en yüce rabbinizim(Naziat suresi 24. Ayet)’’ diyen firavun ölmüştü ne de köleleştirilmiş insanlar… Firavun fetonun bedeninde hayat bulurken( reenkarnasyona çokta karşı değildir bu cemaat), köleleştirilmiş insanlar isim değiştirerek hizmet adı altında görevlerini ifa etmişlerdir. Peki milenyum firavununu kim bu kadar güçlü yapmıştı? Bu gücü kendisi mi kazanmıştı yoksa kişiliğinden, fıtratından sürekli taviz vermek zorunda kalan, yalnızca sahibinin menfaati için çalışan, şerefini sahibine altın tepside sunan, aklı kiraya verilmiş milenyum köleleri mi vermişti? Sanırım ikincisi…

Feto Tanrı-Krallığı için çok acele edilmişti. Biran önce daha çok kadrolaşmak için sorular çalınıyor, referanslarla büyük makamlara kendi adamları getiriliyor, karşısında tavır alan herkes adeta hallaç pamuğu gibi savrulup, atılıyor, her türlü taviz verilerek iktisadi ve içtimai kolu güçleniyordu. Hayatının son dönemlerine yaklaşmış biri için neydi bu aceleciliğin sebebi? Benim aklıma tek bir şey geliyor: Bunu ancak ahiretten ümidini kesmiş, en ücra damarlarına kadar sekülerleşmiş, şeytansı bir kibrin kölesi olmuş biri yapar…
TABİ ÖMER HALİSDEMİR’LER MÜSAADE EDERSE…
Tebrik ederim hocam… Çok güzel bir yazı olmuş…
FETÖnün felsefi paradigmalarini gözler önüne seren çok güzel bir yazı…Kaleminize yureginize ve cesaretinize şükranla