Suat Zor

Suat Zor

17 Ekim 2020 Cumartesi

Trump değişti mi? Hoş geldin yeni Trump

Trump değişti mi? Hoş geldin yeni Trump
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Trump’ın FED hissedarlarıyla üstü kapalı mücadelesi yani ulusalcı ABD ile derin ABD’nin çatışması anlamına geliyordu.
Trump her ne kadar küreselcilerle ile masa altında çatışsa da herkes bu çatışmanın sonucu ne olacak diye bakıyordu. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun İsrail ziyaretinden iki gün sonra Du wei’nin muhtemel CİA tarafından öldürülmesi bardağı taşıran son damla olmuştu. Du wei küreselcilerin çok önemli bir adamıydı.
 
Küresel sermaya sahipleri Trump’a bir acı tattırmak istemişlerdi. Ve kardeşi Robert Trump’u ortadan aldıracaklardı. 15 Ağustos 2020’de ölen Robert Trump, Trump aile şirketinin tabiri caiz ise beyni mesabesinde bulunuyordu. Trump bu durumu büyük bir olgunlukla karşılamaya çalışsa da, Trump ailesi ile ilgili öz yeğenlerinin yazdığı ve Trump’ı eleştiren bir kitapla daha uğraşmak zorundaydı.
 
Bu da Trump’ı durduramamıştı ama tam bu noktada Trump Çin virüsüne maruz kaldı. İlginç olan ise Trump’ın tedavisini (!) Derin Amerika üstleniyordu. Yani mücadele ettiği düşmanı… Burada bir parantez açarak devam edelim.
Ekim 2019’da Çin’in Vuhan şehrinde pandemi başlamadan iki ay önce, Johns Hopkins Üniversitesi’nde ilginç bir bilgisayar oyunu oynandı. “Event 201” koronavirüs bilgisayar simülasyonu. Bu oyun tıpkı koranavirus gibi bir olaydan bahsediyordu. Bu programı fonlayan Dünya Ekonomik Forumu ile Bill & Melinda Gates Vakfı idi. Bill Gates, sürekli bu şekilde yıllar önce on milyon insanı öldürecek bir virüsten bahsediyordu.
 
Trump ‘a bakan doktor Garibaldi, John Hopkins üniversitesinin yani Derin ABD’nin bir üyesi idi. Sonuç olarak, Trump kuşatma altında idi ya öldürecekler ya da anlaşıp yollarına devam edeceklerdi. Virüsten kurtulduğuna göre Küresel Güçle şimdilik anlaşmış görünüyor.
 
Buradan ABD seçimlerinin galibinin de Trump’ın olduğunu ifade edebiliriz.
Hoş geldin yeni Trump !!!
 
Rabbim devlet ve Milletimizi korusun.

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Lübnan ve Ayasofya

Lübnan ve Ayasofya
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Ayasofya Camii’nin 24 Temmuzda açılmasından önce yazmış olduğum bir yazıda buna misilleme yapılacağını ifade etmiştim. Şimdi Lübnan’da meydana gelen patlamada ülkenin en büyük camisinin büyük bir hasar gördüğünü biliyoruz. Muhammed el- Emin Camii, Başbakan Hariri tarafından yapılmıştı. Ancak Hariri büyük bir patlama ile katledilmişti.
Yapılan Muhammed el- Emin Camii’nin önemli özelliği şudur; bu camii Sultan Ahmed Camii örnek alınarak yapılmıştı. Adeta Osmanlı damgası Lübnan’in tam merkezine vurulmuştu.
Ayrıca Camii’nin yanı başında bulunan Katedral’de gölgede kalmıştı.
İşin ilginç tarafı ise şöyledir; altı gün önce Lübnan basınında ilginç bir haber servis edilmişti. Bu habere göre Suriye’de ve Suriye’nin müslüman nüfusunun yoğun olduğu bir kentte yani Hama’da küçük bir Ayasofya Camisinin yapılmasına dair bir karar alınmıştı.
Bu karar Rusya tarafından desteklenmiş ve Esad tarafından da kabul edilmişti.
Şimdi bütün bunları yanyana getirdiğimizde ortaya çıkan tablo oldukça ilginç olmuştur.
Türkiye’nin Ayasofya Camii’ni açmasından sonra, Türkiye’ye karşı Siyonist Hristiyanlar tarafından Lübnan üzerinden karşı bir saldırı gerçekleştirilmiş oldu.
Olaydan hemen sonra daha henüz hiçbir suçlama yapılmadan İsrail’in ‘ben yapmadım’ demesi aslında ‘ben yaptım’ anlamına geliyordu.
Şimdi olayı Daeş’in üstlendiğine dair haberler var.
Daeş ve buna benzer bütün örgütlerin Siyonistler tarafından kurulduğunu artık bilmeyen kalmadı.
Muhammed el- Emin Camii’nin bir benzeri de Almanya’da yapılmıstı. İnşallah oradaki camii’de bir problem olmaz. Dikkatli olmak gerekiyor.
Olayı şöyle okuyabiliriz; Osmanlı’nın İstanbul’u fethedip Ayasofya’yı cami’ye dönüştürdükten sonra yapmış oldukları Sultan Ahmed Camii’nin anlamı çok büyük olmuştur. Sultan Ahmed âdeta bir Osmanlı askeri gibi Ayasofya’yı beklemektedir. Öyleyse Ayasofya’nın tekrar kiliseye dönmesi için bu askerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. (son zamanlarda ortaya atılan Sultan Ahmed müze olsun ifadesine bu cihetten bakabiliriz)
Hal böyleyken Sultan Ahmed gibi bir askerin Lübnan’da Beyrut’a dikilmesi Siyonist Hristiyanları çılgına döndürmüştü. Bunun üzerine Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi onları çıldırtmıştı . Ve Muhammed el-Emin Camii ile birlikte adeta şehri yok etmeye çalıştılar.
Rabbim ölmüş olanlara rahmet etsin, yaralılara da acil şifalar versin inşallah.
Unutmayalım bu Hilal ve Haç’ın savaşıdır.
Siyon yıldızı bu Haç’ın içindedir.
Artık müslümanların şuurla hareket etmeleri gereken zaman gelmedi mi?

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Koronavirüs’ün müsebbibi kim?

Koronavirüs’ün müsebbibi kim?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Trump, Çin Virüsü olarak nitelendirdiği CORONA virüsünden dolayı özellikle Dünya Sağlık Örgütüne oldukça kızgın.
Trump, DSÖ’yü çok ciddi manada eleştiriyor. Eleştirisinde hiç de haksız değil. Çünkü DSÖ, corona virüsü ile ilgili verdiği kararlar son derece yetersiz ve geç kalınmış kararlardır.
DSÖ, Çin’in Hubei eyaletinin başkenti Wuhan’da geçen yıl 1 Aralık’ta meydana gelen salgında süreci takip ettiğini açıklamasına rağmen, bu olayın bir salgın olduğuna dair kararını geç olarak ancak 11 Mart’ta alabilmiştir.
Bu süreç içerisinde de Çin’e gidiş gelişler ile ilgili yasaklayıcı hiçbir karar almamıştır.
Trump bu noktada DSÖ’yü sorumlu tutmaktadır. Eğer DSÖ, Çin ile ilgili seyahat yasağı şeklinde erken dönemde bir karar alsaydı virüs dünyaya yayılmayacaktı.
Trump’ın ısrarla istemesine rağmen DSÖ böyle bir kararı virüs bütün dünyaya yayıldıktan sonra alabilmişti.
O halde DSÖ neden böyle bir karar aldı? Bu olaya biraz daha yakından baktığımızda hiç de sürpriz olamayacak bir durumla karşılaşıyoruz.
2017’de DSÖ başkanı seçilen Tedros Adhonam Ghebyeresus, Bill Gates’in adamı olarak karşımıza çıkıyor.
Tedros, Etiyopya’da 2005-2012 yılları arasında sağlık bakanlığı, ardından 2012-2016 yıllarında Dışişleri Bakanı olarak görevlerde bulunmuştur.
Ancak 2009 – 2011 yılları arasında ise Bill & Malinda Gates Vakfı’na bağlı UNAIDS program koordinasyon başkanı olarak bu virüs programında yönetici olarak çalışmıştır.
Ayrıca Tedros’un siyaset yaptığı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi Partisi ise ABD tarafından kademeli olarak terör listesine alınmış olan sosyalist bir partiydi.
Böylesi bir partiden, Çin’in ve GATES’in yardımıyla 2017’de DSÖ’nün başına başkan olarak getirilmişti.
Tedros süreç içerisinde kendi efendilerine karşı görevlerini eksiksiz yerine getirmişti.
Konuyu özetleyecek olursam, benim şahsi kanaatim şudur. Bu virüs, ABD tarafından geliştirilerek Çin’e bir şekilde enfekte edildi. (Bununla ilgili yazıma sayfamdan bakabilirsiniz)
Trump’in istediği şuydu; virüs ile ilgili ilk vakalardan sonra Çin’e seyahat yasağı konulmasıydı, ancak DSÖ böyle bir karar almayınca virüs başta ABD olmak üzere pek çok noktaya enfekte edildi. Şimdi bütün dünyaya yayılmış durumdadır.
Bu işin baş müsebbibi ABD ve Çin’dir.
Bütün ülkeler bu iki ülke için tazminat davaları açabilir ve bu iki ülkeyi uluslararası mahkemelerde, LAHEY gibi yargılayabilirler.

Rabbim devletimizi milletimizi korusun.

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Çin virüsü mü? ABD virüsü mü?

Çin virüsü mü? ABD virüsü mü?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mâlum bir süredir Trump Covid- 19 virüsü için, Çin Virüsü ifadesini kullanmıştı. Bu durumdan rahatsız olan Çin Devleti ise Trump’a karşılık vermekte gecikmedi. Çin ise virüsün ABD ordusu tarafından 2019 Ekim ayında Wuhan’da yapılan askeri olimpiyatlarda enfekte edildiğini iddia ediyor.
Gerçekten ne oldu sorusu hala gündemde. ABD medyasını bu olayla ilgili taradığımızda çok ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz.
Yazıyı bitirdiğimde şahsi kanaatlerimi ifade etmiş olacağım. Yazıyla ilgili kaynak haber kanalını yazının sonuna ekledim.

Ancak olayı irdelediğimizde hiç de hoş olmayan bir olayla karşılaşıyoruz. Olayı kısaca şöyle izah edelim;
2012 yılında Çin’in “Bin Yetenek” isimli bir projesi vardı. Proje Fen ve Tıp bilimleri ağırlıklıdır. Bu projeye Harvard Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Charles Lieber katılır. Fakat projeye katıldığından Harvard Üniversitesi ve ABD hükümetinin haberi yoktur. Prof. Dr. Lieber yıllık 150 bin dolar kişisel harcama parası ve artı aylık 50 bin dolar maaş almak üzere anlaşmıştır. Ancak aynı zamanda Prof. Dr. Lieber ABD’de Savunma Bakanlığı Ulusal Sağlık Enstitüsü’nde baş araştırmacı olarak görev yapmaktadır.

“Nano elektronik sensörü dokuya enjekte etme, virüse enjekte etme (süper ajan), bakteriye enjekte etme (antibakteriyofaj) gibi konularda çalışmalardır. Başkan Obama bu çalışmalardan rahatsız olur ve bu projeleri 2016 yılının Haziranında durdurur. Fakat ne hikmettir ki 2017 ocak ayında ise Trump projeyi tekrar başlatır. Yani bu olaydan sorumlu olan kişi Trump olarak görünüyor.
Trump’ın bu açığını önümüzdeki seçimlerde göreceğiz. Konumuza dönersek.
Bu meşhur Profesör ABD hükümetinin gizli servislerince takip edilir.
FBI konu üzerinde çalışmakta ve Prof. Lieber’den şüphe etmektedir. 2018 yılında Prof. Dr. Lieber’e ajanlık yapmak, biyolojik ve teknolijik bilgileri Çin hükümetine satmak suçlaması ile ilgili dava açılır. İlk önce “Bin Yetenek” projesine katılmadım dese de, 2012 yılında WUHAN TEKNOLOJI UNIVERSITESI ile anlaştığı ve 10 milyon dolar aldığı mail ve banka hesaplarından anlaşılır ve tutuklanır. Profesör, 6 yıldır Sars virüsü üzerinde çalışmıştır. Bu virüsün RNA zincirini yeniden koordine edecek bir çalışma yapmıştır. Böylece Gen yapısı ile oynamış sonuçta ise Covid-19 ortaya çıkmıştır. Evet Corona ailesinden SARS’tan doğma Covid-19 virüsü böylece üretilmiştir.

İşin ilginç tarafı ise bu virüsü bu Profesör ve ekibi bilerek mi Wuhan’da insanlara enfekte ettiler?..
Bana kalırsa başlangıçta ABD, Çin’e ders vermek için bunu kullandı. Çin’de buna karşılık verdi.
Ama işin ilginç tarafı, FBI tarafından tutuklanan dahi Profesör kefaletle nasıl serbest bırakılıyor?
Evet burada yeni bir global düzen kuruluyor.
Bu virüsü kullanarak bu yeni yapı önce ABD eliyle Çin’i vurdu. Sonra Çin ile bütün dünyayı vurdu.
Gelinen noktada eğer ispatlanırsa hem Çin hem de ABD insanlık suçu işlemişlerdir.
Meselenin çözülmesi için bu Profesörün mutlaka Lahey’de yargılanması gerekiyor.
Rabbim Devlet ve Milletimizi korusun inşallah.(S.Z)

Haberin resmi içeriği için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

https://apps.npr.org/documents/document.html?id=6682460-Lieber-Affidavit-Harvard-Professor&fbclid=IwAR1jby7FjJddAksuccBorOGTz9eXgbmxFSIJqP5MpExfWp6tZu5kxG3x3Tc

 

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku

Perde arkasında neler oluyor?

Perde arkasında neler oluyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Perde Arkasında neler oluyor? Post-Siyonizm, Gnostik Hristiyanlar ve İMFCoin (SDR)

Yukarıda oldukça uzun bir başlık kullandım. Ama bu başlık ancak bu yazıyı yansıtabilirdi.

‘Acaba neler oluyor’ sorgusuyla başlayalım. Corona Virüsü sebebiyle neredeyse bütün dünya büyük bir felakete doğru sürükleniyor.
Bu virüsü sentetik olarak üretenler iki şeyi hedeflediler;
1-  Modern Öjeni
2- Finansal Değişim

1- Modern Öjeni : Bu konu ile ilgili bir yazı kaleme almıştım. Merak edenler bu sayfamda bulabilirler. Ancak kısaca ifade etmek gerekirse. Doğal seleksiyonu hızlandırarak dünya nüfusunu aşağı çekmek olarak ifade edebiliriz.
Bunun için ise özellikle hastalıklı bireylerin öncelikli olarak öldürülmesi gerekmektedir. Işte bu fikre Öjeni denir.
Yapılan uygulama tamda bunu gösteriyor.

2- Finansal Değişim: Şu anda dünyada rezerv para olarak dolar kullanılmaktadır. Dünyadaki toplam fiziki para; banknot, madeni para ve banka mevduatları esas alındığında toplam 81 trilyon dolar civarındadır.
Ancak altın da dahil çeşitli finansal alanlara yatırılan fonları hesaba kattığımızda, türev piyasalarındaki toplam miktar 1,2 katrilyon dolar civarında bulunuyor. Bunun anlamı şu dünyadaki alışverişlerin büyük bir kısmı tamamen karşılıksız dolar üzerinden, yani sanal dolar üzerinden yürümektedir. Bu yüzden dolar bu yükü artık taşıma olasılığını kaybetmek üzeredir.
Dünyayı yönetecek yeni güç odakları yeni bir sanal paranın hesabını yapmaktadırlar. Bu olayla ilgili zaten The Economist Dergisinin 1988 yılındaki kapağı gerekli öngörüde bulunmuştu. Kapakta Dolar”ın 2018 yılında piyasalardan kalkacağına atıfla yeni bir sanal paranın geleceğini öngörüyordu. İki yıllık bir gecikmeyle de olsa bugün tam olarak bu durum yaşanıyor.

Ancak doların piyasadan tamamen silinmesi için yeni bir sanal paraya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sanal para da muhtemelen IMF’nin 1969 yilindan beri ürettiği “SDR” dır. Bugünkü kurla 1 SDR= 9 tl civarındadır. İnsanların büyük bir kısmı bu paradan haberdar değildirler. Muhtemelen IMF bu parayı kişisel kullanıma açmamıştı. Yine muhtemelen diyorum bu para üzerinden IMFcoin piyasaya sürülecek. İşin ilginç tarafı ise bu sistemde karşılıksız olarak dilediği kadar bu paradan basabilecektir.
Ayrıca artık merkez bankalarını da kontrol etmek zorunda kalmayacaktır. Yani FED artık ABD Hazinesine devredilebilir.
Bu büyük kaostan böyle bir finansal dönüşüm çıkacağa benziyor.

Asıl soru şudur: Peki bu yeni güce kim hükmedecek?

Bana göre bu yeni güç “Post- Siyonist” ler ile Gnostik Hıristiyanların anlaşmasıyla gerçekleşecek.

Dikkatli bakılırsa İsrail’in Siyonist ideolojisinden en çok post-siyonistler rahatsız. Aynı şekilde Evangelist Hristiyanlardan en çok Gnostik Hristiyanlar rahatsız. Bu yüzden bu iki grup el ele verip yeni bir dünya düzeni kurmak istiyorlar.
Unutmadan söyleyelim, Gnostik Hıristiyanların favori renkleri siyahtır. Siyaha atıf yapılacak global simgelerde bu hareketlerin izlerini bulabiliriz.
Tekrar SDR ‘ye dönecek olursak bu paranın değerinin belirlenmesine hangi paralar kullanılıyor dersiniz?
SDR sepeti oluşturulurken, Dolar, Euro, İngiliz Sterlini, Japon Yeni ve Çin Yuanı’ndan oluşmaktadır.
Dikkatlice bakıldığında Global borsaların olduğu ülkelerin bunlar olduğu görülüyor.

IMF’nin amacı bu parayı bir kripto para haline getirmektir. Bu projeyi zaten 2017 de dönemin IMF Başkanı Christine Lagarde ifade etmişti. Dikkat edilirse 2017 yılında ifade ediyor.
Yukarıda belirttiğim The Economist Dergisi ise 2018 yılında olacağını yazmıştı.

Peki bunu başarırlarsa ne olur?
Bunun anlamı şudur, hiçbir ulusal para bir anlam ifade etmez artık. Tam bir sömürge imparatorluğu kurulur.
Yani en büyük ‘Dünya Şirketi’ olarak ‘Tek Dünya Devleti’ kurulacaktır. Tıpkı İsrail’in kurulduğu gibi. Unutulmamalı ki İsrail bir şirket devletidir.

Neler yapılmalıdır?
1- Muhterem Erbakan Hocamızın yıllar önce söylediği müslümanların ortak bir para birimini mutlaka kurmaları gerekiyor.
2- Bu geçişte büyük ekonomiler çökecek gibi duruyor, ancak bu durum Türkiye için bir avantaja dönüşebilir. Çünkü petrol ve enerji fiyatları şiddetle azalmaktadır. Bizler bu durumu üretim ekonomisine yönlendirmeliyiz.
3- Tarımın olabildiği kadar arttırılması lazım. Özellikle tohum yasasının ivedilikle değiştirilmesi lazım. Lisanslı tohum kadar orijinal ata tohumun tarımda kullanılması gerekmektedir.
4- Bu geçiş döneminde gerek iktidar ve gerekse muhalefet tartışmayı bırakmak zorundadır.
5- Unutulmamalı ki bugün yaşananlar 3. Dünya savaşının finansal ölçekte yapıldığını gösteriyor.
Tüm vatandaşlarımızın bu duyarlılıkta hareket etmesi kaçınılmazdır. Yani bugünlere politik konuşmak tam bir intihar olur.

Rabbim devlet ve milletimizi korusun.

Not: Bu yazının yorumları aşağıdaki sayfadadır!

Devamını Oku